KORKULERLILERIN YERI

Insan olan ve soyleyacek veya paylasacak dusuncesi olanlarin yeri.
 
PortalAnasayfaGaleriSSSAramaKayıt OlKullanıcı GruplarıGiriş yapkorkuler

Paylaş | 
 

 DEGISIK BIR DUSUNCE

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Mehmet Ali EKIZ


Mesaj Sayısı : 53
Kayıt tarihi : 03/02/08

MesajKonu: DEGISIK BIR DUSUNCE   Çarş. Mart 12, 2008 1:56 pm

Hicab Ve Özgürlük İlkesi



Hicab konusunda eleştirilerde bulunan bir grubun iddiasına göre; hicab, insanın doğal bir hakkı olan özgürlüğünü ortadan kaldırmaktır.

Kadının insanlık değerine yapılan bir çeşit hakarettir. Onlar, bir insanın değer ve şerefine saygı göstermenin insan hakları beyannamesinin bir maddesi olduğunu öne süren ve her insanın, erkek veya kadın, siyah veya beyaz ve hangi ülkenin vatandaşı olursa olsun hür ve şerefli olduğunu söylerler. Onlara göre; kadını hicablı olmaya zorlamak, onun özgürlük hakkına özensizlik ve insanlık değerine ihanettir. Başka bir deyimle, kadına yapılan aşırı bir zulümdür. Kadının özgürlük hakkı ve insanlık yüceliği ve olağanüstü durumu ve bunun gibi dini ve akli hükümlere göre, nedensiz olarak kimse esir ve hapsedilmiş olmamalı ve hiçbir şekil ve surette ve hiçbir bahane ile zulme uğrâmamalıdır. Bütün bunlar göstermektedir ki hicab ortadan kalkmalıdır.
Cevap: Bir kere daha hatırlatalım ki, kadını eve hapsetmek ve yabancı bir erkekle karşılaştığında örtünmekle görevli olması arasında fark vardır. Îslam da kadını esir etmek ve hapsetmek diye bir şey yoktur. Îslam da hicab, kadının yabancı erkekle olan toplumsal ilişkilerde bulunma ve karşılaşmalarında giydiği elbiselerde özel bir ölçüye uymasıdır. Bu yükümlülük ona ne erkek tarafından yüklenmiştir, ne onun değer ve olağan üstülüğüne aykırı olan bir şeydir ve ne de Allah"ın kadına verdiği doğal haklar a tecavüzdür. Bu yükümlülüğe uymak evde hapsedilmekle karıştırılmamalıdır.
Birtakım toplumsal yararları gözetmek için kadın veya erkeğin birbirleriyle toplumsal ilişkide bulunmalarında özel bir yöntem belirlemeleri, toplum içinde başkalarının huzurunu bozmayacak şekilde yürümeleri ve ahlaki dengeyi ortadan kaldırmayacak şekilde davranmaları ve bunun gibi konuların «hapsetmek» veya "esir alma" olarak nitelendirilmesi ve bu gibi davranışların insanın değerine ve özgürlük ilkesine aykırı olarak tanıtılması doğru değildir.
Bugünkü uygar sayılan dünya ülkelerinde de erkek için böyle sınırlamalar az-çok vardır. Eğer bir erkek çıplak olarak veya gece kıyafetiyle görünse polis tarafından önlenir ve bu hareket toplumun değerlerine karşıt olduğu için onu tutuklarlar. Toplumsal ve ahlaki yararlar bireyleri birbirleriyle ilişkilerinde belli kurallara uymaya mecbur kılıyorsa, örneğin tam giyinerek dışarı çıkması gerekiyorsa; böyle bir şey ne kölelik anlamına gelir ne hapsedilmiş olma; ne insanlık değer ve özgrülüğüne aykırıdır, ne zulümdür ne de aklın hükmüne terstir.
Tam tersine kadının, İslamın belirlediği kadarıyla örtülü olması onun olağan üstülüğünün ve saygısının artmasına neden olur; çünkü bu durum onu ahlak yoksunu ve kaba kişilerin saldırısından korur.
Kadının şerefi, onu dışarıya çıktığı zaman dayanıklı, ağırbaşlı olmaya; davranış ve elbise giyiş tarzıyla kışkırtıcılığa yol açacak, erkeği kendisine doğru çekecek hareketlerde bulunmamaya; çekici elbise giymekten, yolda cilveli yürümekten çekicilik ve anlam kazandırmak için konuşmasına uyumlu bir hava vermekten kaçınmaya zorunlu kılmaktadır. Şöyle ki bazı zamanlar jestler konuşmakta, insanın yol yürümesi ko­nuşmakta veya konuşma tarzı da başka şeyler anlatmaktadır.
Önce alim olarak kendi tipimden örnek veriyorum: Eğer bir alim alışılmışın tersine kendi kıyafet ve dış görünüşüne ayrı bir şekil verir; sarığı büyük yapar, sakalı uzatır, eline ağır bir asa, sırtına görkemli bir aba alırsa, bu jest ve kıyafetin kendisi konuşmakta olup bana saygı gösterin, benim için yol açın, edepli bir şekilde ayağa kalkın, elimi öpün, demektedir.
Yüksek rütbeli bir subayın, kasıla kasıla yürüme­si, adımlarını sert bir şekilde yere vurması, konuşurken ses tonunu kalınlaştırması, da böyle bir anlam taşımaktadır. Bütün bu davranışlar bir dil görevini yapmaktadır ve demek istemektedir ki: Benden korkun, kalplerinizde benim görkemime, korkuma yer verin.
Bunun gibi kadın da öyle bir elbise giyinip yürü.yebilir ki bu davranışlar konuşmayla başlayarak, peşimden gel, laf at, karşımda diz çök, aşk ve tapınmanı açıkla diyerek feryat edebilir.
Acaba kadının değeri böyle bir şeyi kabul eder mi? Acaba sade ve sessizlikle gelip gitse, dikkatleri dağıtmasa şehvetli bakışlarla erkekleri kendine doğru çekmese bu durum kadının değerine ve erkeğin değerine veya toplumun, yararlarına aykırımıdır, bireyin özgürlük ilkesine karşı yapılmış bir eylem midir?
Evet, eğer biri kadını eve hapsedip kapıyı üzerine kilitlemek gerektiğini söyler ve hiçbir şekilde evden dışarı çıkmasına izin vermezse, elbette bu doğal özgürlüğe, insanlık değerine ve Allah (cc)"ın kadına verdiği haklara aykırıdır. Bu gibi durumlar îslam dışı hicablarda görülmüştür, İslamda böyle şeyler yoktur.
Fakihlerden sorarsanız, acaba kadının evden dışarı çıkması haram mıdır? Hayır, cevabını verir­ler. Eğer sorarsan acaba kadının alış veriş yapması —satıcı erkek bile olsa— haram mıdır? Yani kadının alış-veriş işlerin de eğer taraflardan ötekisi erkek olursa haram mıdır? Haram değildir cevabını verirler. Acaba kadının konuşma toplantılarına katılması haram mıdır? Cevap yine hayırdır.
Kadının öğrenim yapması, fen ve sanat öğrenmesi ve sonra Allah (cc) 'ın onda yarattığı yetenekleri geliştirmesi haram mıdır? Cevap yine hayırdır.
Yalnız iki sorun vardır; biri, örtülü olmalı ve dı­şarı çıkarken kendini gösterir ve tahrik eder bir durumda olmamasıdır. Diğeri ise aile kurumunun yararları hayrı için kadının kocasının rızası ve izniyle dışarı çıkmasıdır. Elbette erkek ve aile yararlarını ve ailenin hayrını gözeterek karar almalıdır. Bazen mümkündür ki kadının, akrabalarının evine, kendi yakınlarına gitmesi bile hayırlı olmayabilir. Varsayalım, kadın kız kardeşinin evine gitmek istiyor ve kız kardeşi arabozan ve kargaşa çıkarıcı bir insan olup, kadını aile yararlarına karşı kışkırtmaktadır. Gözlemler de göstermiştir ki bu gibi olaylar az değildir. Böyle durumlarda koca böyle zararlı durumlarda ilişkileri —ki zararı yalnız erkeğe değil, kadının kendisine ve çocuklarına da dokunur— önleme hakkına sahiptir. Fakat ailenin yararlarıyla ilişkisi olmayan konularda erkeğin bağlayıcılığı yoktur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ekiz.aforumfree.com
Admin
Mehmet Ali EKIZ


Mesaj Sayısı : 53
Kayıt tarihi : 03/02/08

MesajKonu: Geri: DEGISIK BIR DUSUNCE   Çarş. Mart 12, 2008 1:59 pm

İSLAM’DA KADIN HAKLARI
23.10.1997 tarihine rastlayan Hz. Fatıma (s.a.)’nın Doğum Günü ve Kadınlar Günü münasebetiyle Ayetullah Uzma Hamenei, kadın hakları üzerine bir konuşma yaptılar. Kadın haklarıyla ilgili İslam’ın görüşünü açıklamak yönünden önemli noktaları içerdiğinden dolayı bu konuşmayı tercüme ederek yayınlıyoruz:
Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam efendimiz Hz. Muhammed’e ve onun hidayet meşaleleri olan temiz ve seçkin Ehl-i Beyt'ine olsun.
Nur ve Marifet Kevseri olan Hz. Fatıma (s.a)’nın kutlu doğum gününü bütün Müslümanlara ve sizlere tebrik ediyorum.
Bu mübarek doğum günü büyük İslamî bayramlardan biridir. Çünkü Hz. Fatıma (s.a) İslam’ın, hatta insanlık tarihinin önde gelen şahsiyetlerinden biridir. Resulullah (s.a.a)’ın Hz. Fatıma’ya hitaben şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
Acaba âlemdeki tüm kadınların en üstünü olmak istemez misin?
Yani, sen âlemdeki bütün kadınlardan üstünsün. Hz. Meryem nasıl? diye sordular. (Çünkü Kur’an’da Hz. Meryem’in âlemdeki kadınların arasında seçkin kılındığı açıklanmıştır.) Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu :
Meryem kendi zamanının kadınlarından üstündü; ama sen geçmiş-gelecek tüm kadınlardan üstünsün.
Eğer Hz. Fatıma (s.a)’nın şahsiyetini kavramak bizim sınırlı ufuklara sahip görüş ve fikrimiz için mümkün olsaydı, biz de onun âlemdeki tüm kadınlardan üstün olduğunu tastik ederdik. Hz. Fatıma (s.a) peygamber ve imam olmamasına rağmen kısa süren ömründe, ancak peygamberlerin ve velilerin ulaşabildiği ilmî ve manevî makamlara erişebilmiştir. Hz. Fatıma (s.a), İmamet yıldızlarını içine alan yüce gök kubbesidir.
Ehl-i Beyt İmamları, anneleri Hz. Fatıma'ya karşı özel bir saygı besliyorlardı. Bu saygıyı bir başkası hakkında görmek mümkün değildir.
Bu yüzden bugün İslamî bir bayramdır ve bir insanlık bayramıdır.
Kadınların toplumsal ve ferdî yönden istenilen mevkiye ulaşabilmeleri için yürütülen kültürel ve hukuksal faaliyetler için iki türlü hedef düşünülebilir:
1- Kadının kendi varlık kemaline ulaşmasını sağlamak için çalışıp faaliyet göstermek. Yani, kadının toplumda gerçek insanî haklarına kavuşarak yeteneklerinin filizlenmesi için uygun ortamın oluşmasını ve sonuçta insanî kemaline erişmesini sağlamak. Bu durumda kadın, insanlığın ve toplumunun gelişmesi için yardımcı olabilir ve dünyada adalet ve huzurun egemen olması için katkıda bulunabilir.
2- Erkeklerle kadınlar arasında rekabet ve ayrılık esasına dayalı olan bir dünya oluşturmak ve bu iki sınıfın bazı çıkarlarda birbirleriyle mücadele halinde olduklarını düşünerek kadının bu arada daha fazla bir pay alması için çalışmak.
Görüldüğü gibi bu tür faaliyet veya hareketler için iki türlü düşünebiliriz. Birinci hedef, İslamî hedeftir. Ama ikinci hedef, batı kaynaklı faaliyetlerde daha çok kendini göstermektedir.
Üzerinde durulması gereken ikinci nokta ise şudur: Bizim kadın konusundaki faaliyetlerimizdeki hedefimiz neden ibarettir? Bu konuda da İslamî metot, batılıların ortaya attığı slogan ve faaliyet metotlarından farklıdır.
Batının bu konuda gündemdeki sloganı kadının hürriyetidir. Onların sürekli tekrarladıkları sloganları herkesin bildiği üzere kadın özgürlüğüdür. Özgürlük ise kapsamı çok geniş olan bir kavramdır. Esaretten özgürlüğü kapsadığı gibi, ahlaktan özgür olmayı da kapsamına alabilir. Çünkü ahlak da, birtakım bağlayıcı ve sınırlayıcı ilkelerden ibarettir. Bu kavram, patronların kadınlara az maaş vermek gibi haksız uygulamalarına son vermenin gerekliliğini ifade edebileceği gibi, kadının aile çerçevesinde birtakım kanunlara bağlı kalmasının reddi anlamına da gelebilir. Evet, özgürlük, bütün bu manaları içerebilir. Nitekim, kadın ile ilgili bu tür sloganları ileriye süren kimseler tarafından ortaya atılan talepler arasında bu tür çelişkili isteklerin birlikte yer aldığına şahidiz.
Ne yazık ki batıda özgürlük kavramına yanlış ve zararlı bir mana yüklenmiştir. Özgürlüğü, aile kurumunun gerektirdiği şartların dışına çıkma, hatta evlenip aile kurarak çocuk yetiştirme yerine geçici şehvetlere yönelebilme şeklinde yorumluyorlar. Bu kavramı doğru bir şekilde kullanmıyorlar. Örneğin; batıda kadın özgürlüğü adına gündeme getirilen meselelerden birisi de, hamile kadınların çocuk aldırma özgürlüğüne sahip olması meselesidir. Dış görüntü itibarıyla çok basit ve sade gibi görünen bu söylemin altında çok büyük bir tehlike yatmaktadır. Kadın özgürlük hareketleri, eğer doğru bir sistem ve sahih bir mücadele yöntemine sahip olmak istiyorlarsa, bu tür yıkıcı hedeflerden kesinlikle uzak olmalıdırlar. Çünkü bu hedeflerin bir kısmı faydalı olmasına rağmen, bir kısmı da kesinlikle kadınlar için zararlıdır. Bundan dolayı, daha doğru ve problemleri halledici sloganlar ve söylemler bulmalıdırlar.
Her toplumsal hareketin başarıya ulaşması, o hareketin, doğru teşhisler ve gerçek maslahatlara dayalı olmasının yanı sıra, birtakım sahih aklî temellere oturtulmasına bağlıdır. Kadın haklarını savunma adına gerçekleştirilen bütün hareketlerde bu ilkeye riayet edilmelidir. Yani, kadın ve erkeğin tabiatları iyice tanımlanmalı, kadın ve erkeğin kendilerine has sorumluluk ve uğraşları belirlenmeli ve buna ilave olarak bu iki cins arasındaki ortak yönler de göz önünde bulundurularak taklitçilikten uzak bir şekilde kadından yana hareketler oluşturulmalıdır. Eğer bir hareket, taklit ve gelişigüzel alınmış birtakım kararların neticesinde oluşursa, kesinlikle zararlı olur.
Eğer bizler batılılardan geri kalmama kastıyla kadın haklarını savunmaya kalkışır ve sırf batılılar bize kötü gözle bakmasınlar diye bu işe girişirsek, hareketimiz asla doğru bir sonuç doğurmaz. Eğer onların bu alanda doğru bir yol katettiklerini sanarak bu meydana girersek, o zaman kesinlikle doğru olana ulaşamayız. Evet, batılılara ait niyet ve hedeflerle bu işe kalkışmamalıyız; çünkü onlar yanlış temellere dayalıdır.
Ne yazık ki, bugün kadın hakları adına söylenen birtakım sözlerin tamamen taklit ürünü olduğu görülmektedir. Eğer bizler kadın haklarını savunma adına aynı sözleri söyler ve aynı yolu katedersek aldanmışızdır. Bizler âlemdeki hakikatleri bulmaya çalışmalıyız; ki bu hakikatler İslam'ın öğretilerinde mevcuttur.
İslam, insanın tekâmülünü hedef edinmiştir. Bu açıdan da kadın ve erkek arasında hiçbir fark yoktur. İslam açısından önemli olan kadınlık veya erkeklik değil, tekâmüldür. Kadın ve erkek beşeriyetin iki temel unsurunu teşkil etmeleri nedeniyle, İslam’da bazen kadından ve bazen de erkekten söz edilmekte; bazı münasebetler dolayısıyla kadın övülmekte ve bazı diğer münasebetler dolayısıyla da erkek övülmektedir. Bu iki cins arasında insan olma açısından hiçbir fark yoktur. Bundan dolayı da Kur’an iyiler ve kötülere örnek vermek istediğinde kadından örnek veriyor. Kötüler için şu örneği zikrediyor:
“Allah, kâfir olanlara, Nuh’un karısıyla ve Lut’un karısıyla örnek getirmektedir.”[1]
İyiler, yani iman edenler için de şu örneği getiriyor:
“Ve gene Allah, inananlara, Firavn’un karısını örnek getirmede.”[2]
Görüldüğü gibi hem doğru yol ve hem de yanlış yol örneği, kadınlardan getirilmektedir. Başka bir yerde de erkeklerden bahsediliyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ekiz.aforumfree.com
 
DEGISIK BIR DUSUNCE
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KORKULERLILERIN YERI :: Aile ve Yaşam :: Hicab Ve Özgürlük İlkesi-
Buraya geçin: