KORKULERLILERIN YERI

Insan olan ve soyleyacek veya paylasacak dusuncesi olanlarin yeri.
 
PortalAnasayfaGaleriSSSAramaKayıt OlKullanıcı GruplarıGiriş yapkorkuler

Paylaş | 
 

 RUHSAL HASTALIKLAR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
PIR KIZI



Mesaj Sayısı : 83
Kayıt tarihi : 27/02/08

MesajKonu: RUHSAL HASTALIKLAR   Cuma Mart 14, 2008 12:23 pm

Depresyon Nedir?

Kişide kalıtımsal, çevresel ya da hormonal bozukluklar sonrasında gelişen çökkünlük halidir. Aşağıdaki dokuz belirtiden en az beşinin (ilk iki belirtiden en az biri bulunmak üzere), en az iki hafta süresince var olması durumuna "major depresyon" denir.

Belirtiler

1-Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali ( kendini mutsuz,ağlamaklı,kederli hissetme hali).
2-Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif alınan işler,hobiler ve alışkanlıklardan artık hoşlanmama,mecburen yapma hali,(dünyayı verseler umurumda değil şeklinde bıkkınlık hisleri,bazı kişilerde cinsel isteksizlik ).

3-Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 'inden fazlasının artması ya da azalması) ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması.

4-Hemen her gün uykusuzluk ya da aşırır uyku hali.

5-Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik,hareketlilik halinde azalma ya da huzursuzluk (oturmayı veya yatmayı yeğleme ya da sıkıntıdan yerinde duramama)

6-Hemen her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar enerjik hissetmeme.

7-Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.

8-Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma olması (konuşulanlara,okunan şeylere,izlenilen tv programlarına dikkatini verememe, söylenilenlerin bir kulaktan girip diğerinden çıkması gibi) ya da kararsızlık hali.

9-Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı.

Depresyonu Anlamak

Çoğu araştırmada % 8-20 oranında major depresyon düzeyinde depresif şikayete rastlanmıştır. Kalıtımsal eğilimin olduğu major depresyon vakalarının 30 lu yaşlarda en yüksek düzeyde olduğu gözlenmiştir.

Major depresyon ayrılmış ve boşanmış kişilerde en çok;bekar ya da evlilerde ise önceki gruba oranla daha az gözlenmiştir. Eşini yeni kaybetmiş kişilerde ise gene yüksek oranda major depresyona rastlanmıştır. Gene bir çalışmanın sonuçlarına göre bekar kadınlarda evlilere göre daha az oranda depresyona rastlanmış ; erkeklerde ise evlilik, depresyon riskini bekarlığa göre azaltmıştır. Bu kişilerin ailelerinde intihar ve alkolizme yüksek oranda rastlanmıştır.

Yapılan bir çalışmada son beş yıl içinde en az altı ay süre ile işsiz kalan kişilerde 3 kat daha fazla major depresyona rastlanmıştır.

Major depresyonun erkekler için hayat boyu görülme olasılığı % 2-12 ; kadınlar için % 5-26 arasında bulunmuştur. Araştırmalara göre her yıl major depresyon hastalarına yüz bin kişide 247-598 kadın; 82-201 erkek yeni vakanın eklendiği saptanmıştır.

Depresyonun oluşumunda etkili olan kişisel özellikler:

-Öfke ve nefretin, çevresindeki kişilerin kaybına yol açacağı düşüncesiyle onlara yönlendirilemeyip, kendisine yönlendirilmesi (bu yapıdaki bir kişilik hayatın ilk 1-2 yıllık döneminde düzenli ve yeterli bir anne-çocuk ilişkisi yaşamamıştır.Kişinin yaşadığı depresyon gerçek ya da farz edilen bir kayıp ile bağlantılıdır).
- Kişinin kendisi,çevresi ve gelecekten beklentileri,idealleri ile kendi gerçek durumu o kadar farklı, gerçekdışı ve orantısızdır ki , bu yüksek standartlara ulaşamamak kişide güçsüzlük ve yalnızlık düşünceleri ile depresyona yol açabilir.

-Kişinin süper egosu ( üst benlik) o kadar kuvvetli ve baskındır ki sürekli kişiyi kısıtlayıp, suçlar, zevk verici ,rahatlatıcı etkinliklerden ala koyup, adeta işkence eder.

-Kişinin çevresindekiler ondan o kadar çok şey beklemektedir ki ,kişinin bu beklentileri karşılaması olanaksızdır. Bu da zayıflık ve çaresizlik düşüncelerinin gelişip, depresyona gidişe yol açabilir.

-Kişinin küçüklüğünden itibaren sevip, saygı ve gurur duyacağı, ondan da destek ve sıcaklık göreceği, benzemek istediği, imrendiği, idealize ettiği düzeyde bir kişi (baba, anne, öğretmen ,akraba vs) yoktur. Bu da kişiliğin gelişimini olumsuz yönde etkiler ve kendine güven kaybı ve depresyona yol açabilir.

-Çocuklukta anne-baba ayrılığı ya da kaybı, stresli koşullar karşısında yeterli desteği bulamayıp, yanlış ya da yetersiz başa çıkma mekanizmaları geliştirmesine, bu da ileri dönemde depresyona zemin hazırlayabilir.

- Sahip olunan kişilik yapıları da depresyon gelişiminde etkilidir. Obsesif-kompulsif ,bağımlı, histrionik ve sınırda (borderline) kişilik bozukluğu gösterenlerde depresyona eğilim daha yüksektir.
STRES NEDİR
Hepimiz stresi yaşarız ve bunu engelleyemeyiz. Stresle her gün yüz yüze olduğumuz için hepimizin belirsiz de olsa stresin ne olduğu, fiziksel ve psikolojik sağlığımıza neler yapabileceği hakkında bilgimiz vardır. Fakat stresi tanımlamamız istendiğinde ne söyleyebiliriz? – Çalışma hayatının ve yaşamın gereklerinin neden olduğu psikolojik baskı- Bu çok sıradan bir cevaptır; bu cevap ne stresin ülsere nasıl neden olduğunu, bir kimsede depresyona neden olurken diğerinde ülsere veya kalp krizine nasıl neden olduğunu açıklar ve ne de stresin sıkıntı, hareketsizlik veya fazla çalışma sonucu olduğu hakkında fikir verir.
Stresin anlaşılabilir bir tanımı problemin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Stres, bireyin duygusal ya da fiziksel durumuna karşı olası bir tehdit sezdiğinde vücudunda ya da beyninde oluşan tepkidir (Hughes, Boothroyd, 1997) . Bu tanım mükemmel olmayabilir, fakat doğrudur. Psikologlar artık bir olayın ya da durumun ancak siz onu tehdit edici olarak algılarsanız stres yaratabileceğini kabul etmektedir
STRESİN ETKİLERİ
A) Kişisel Etkiler: Huzursuzluk, saldırganlık, duyarsızlık, depresyon, yorgunluk, asabiyet, suçluluk ve utanç, sinirlilik, karamsarlık, düşük özsaygı, yalnızlık, tehdit ve gerginlik
B) Davranışsal Etkiler: Kaza eğilimi, ilaç alımı, duygusal patlamalar, aşırı yeme veya tat kaybı, aşırı alkol alımı veya sigara içme, heyecanlılık, tahrik edici davranışlar, az konuşma, sinirsel kahkahalar, hareketsiz kalamama, titreme.
C) Bilişsel Etkiler: Karar verme ve konsantre olmada yetersizlik, sık unutkanlık, eleştiriye aşırı duyarlılık ve psikolojik engeller.
D) Psikolojik Etkiler: Kan ve idrarda yüksek katekolamin ve kortikostreid bulunması, kan şekerinin yükselmesi, kan basıncı ve kalp atışlarının artması, ağız kuruluğu, terleme, gözbebeğinin genişlemesi, solunum güçlüğü, sıcak ve soğuk nöbetler, boğazda şişlikler, kol ve bacaklarda halsizlik ve karıncalanma.
E) Tıbbi Etkiler: Astım, adet görememe, göğüs ve sırt ağrıları, koroner kalp hastalıkları, ishal, baş dönmesi ve halsizlik, hazımsızlık, sık idrara çıkma, migren ve baş ağrıları, kabuslar, uykusuzluk, nevroz, psikoz, psikosomatik bozukluklar, şeker hastalığı, ciltte görülen lekeler, ülser, cinsel isteksizlik ve güçsüzlük.
F) Organizasyonla İlgili Etkiler: Görev başında bulunmama, düşük endüstriyel ilişkiler ve verimsizlik, yüksek iş kazası oranı ve düşük iş teslim oranları, kötü iş ortamı, işinden memnuniyetsizlik ve nefret ortamı

Anksiyete Bozuklukları
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.alevi.dk
PIR KIZI



Mesaj Sayısı : 83
Kayıt tarihi : 27/02/08

MesajKonu: Geri: RUHSAL HASTALIKLAR   Cuma Mart 14, 2008 12:28 pm

Anksiyete Bozuklukları


Anksiyete,her insan tarafından bazı durumlarda yaşanan bir duygudur.Türkçe de"kaygı,bunaltı,iç sıkıntısı,stres"gibi sözcüklerle anlatılmaya çalışılmıştır;fakat"korku,endişe bunalım"gibi duyguları da kapsamaktadır.
Anksiyetenin amacı,yaşamı uyumlu ve dengeli sürdürmektir;tehlikeli,bilinmeyen,yeni uyaranlardan organizmayı sakınmak,onlarla başa çıkmak,onlara karşı koymak ya da o uyarıdan kaçmaktır.İnsanın gerek bireysel gerekse toplumsal adaptasyonu için belli dozlarda anksiyete gereklidir.Anksiyete,ya içerel (intrapsişik) ya da dış çevreden kaynaklanan bir tehlike,tehlike ihtimali veya kişi tarafından tehlikeli olarak algılanan,yorumlanan herhangi bir durum karşısında yaşanan bir duygu durumudur.
Kişi,kendini bir çeşit alarm durumunda ve sanki kötü bir şey olacakmış gibi bir duygu içinde hisseder.Bir yere kadar sağlıklı olan anksiyete,bir yerden sonra kişinin,aile ve sosyal aktivitelerini,kişiler arası ilişkilerinizi olumsuz etkilemeye başlar;kişide ruhsal problemler doğuran bir duygu olarak karşımıza çıkar.Anksiyete,birbiriyle uyumlu bir ilişki içinde ve bir bütün halinde çalışan bir çok alt sistemi etkilerken,yaklaşan tehlikeleri haber vererek,sinir sisteminin tüm birimlerini(santral,otonom, periferik sinir sistemlerini ve endokrin sistemi)en üst düzeyde uyarır,harekete geçirir ve böylece kişiye kendisini koruma fırsatı verir.
Patolojik anksiyete:
Normal anksiyetenin ötesinde,anksiyete"bir hastalık belirtisi" olarak karşımıza çıkabilir.
Patolojik anksiyete,belli bir uyarana karşı,süresi ve şiddeti bakımından uygun olmayan bir yanıttır.
Patolojik anksiyete."anksiyete bozuklukları"başlığı altında toplanan bozuklukların yanı sıra diğer pek çok psikolojik hastalıkta da bir belirti olarak bulunur .diğer yandan,santral sinir sistemini ya da diğer sistemleri etkileyen bir organik bozukluğun belirtisi de olabilir.Aksiyete belirtileri çoğu kez temporo limbik,hipotalamo-hipofizer tiroit arkının uyarılarak harekete geçirilmesi sonucu ortaya çıkarlar.Böylece,santral ve periferik sinir sistemi ile otonom sinir sistemi ve nörü-psikoendokrin sistemi bir bütün olarak,kendine yönelen tehdide karşı savunan ve de saldırı durumuna geçmiş olur.Bu sistemlerin harekete geçişinde başlıca nörotransmitterler(noradrenalin,serotonin.GABA ve muhtemelen diğerleri)rol oynar.
Anksiyetenin oluş nedenleri:
1.Psikanalitik görüşe göre:
Son yıllara kadar anksiyete bozuklukları Freudyen kuramlarla açıklanıyordu.Biyolojik çalışmalar ve diğer kuramlar ortaya atılınca psikanalitik açıklamalar yetersiz kaldı.Freud'a göre ,iç çatışma;benlik,alt benlik veya benlik,üst benlik arasında oluşmaktadır.
Alt benliğe ait dürtü ve isteklere karşı denge kurmaya çalışan benlik bir nedenle zayıflar ya da bilinç dışı dürtülerin gücü artarsa benlik alt benlik arasında çatışma ortaya çıkar.çatışma, benliğin dürtüler karşısında çözüm bulamadığını,baş edemediğini gösterir;bir tehlike olarak algılanır.Bunaltı(aksiyete) benlikte bir tehlikenin habercisi,bir alarm işaretidir.Anksiyete,benliğin homeostatik işlevi olan ve tehlikeyi algılayan bir tepkisidir.psikolojik kuramda bilinç dışı dürtüler,yasak cinsel ya da saldırgan dürtülerdir
Çatışma durumundaki anksiyeteye karşı benliğin savunma mekanizmaları harekete geçer.yer değiştirme mekanizması,anksiyetenin belli bir nesneye ya da duruma bağlanmasını sağlar;böylece fobi oluşur.kişi,fobik durumdan kaçınabildikçe kendini rahat hissedecektir.
Psikanalitik açıdan ,bunaltıya karşı savunmalar yetersiz kalınca açık bunaltı görülür.Bunaltı kaynağına göre yedi türe ayırabilir.
1-Süperego anksiyetesi(Toplumsal değerler vs)
2-İğdişlik(kastrasyon)
3-Ayrılma(seperasyon)
4-İd bunaltısı(alt benlik)
5-Sevgiyi yitirme anksiyetesi.
6-Kötülük görme anksiyetesi.
7-Çözülme bunaltısı.
2-Öğrenme Kuramlarına göre
Bu kurama göre,anksiyete,öğrenilmiş bir süreçtir ve açlık,cinsellik gibi biyolojik kökenli birincil dürtüler yanında,yine insanı güdüleyici bir güç olarak görev yapan ikincil bir dürtüdür
Öğrenme kuramları,özellikele fobileri açıklamakta onay görmüştür."koşullu refleks teorisi"ne göre de,anksiete,"tehlikeli dış uyarılara karşı organizmanın şartsız cevabı"olarak açıklanmaktadır.
3Bilişsel(kognitif)yaklaşımlara göre:
Bu yaklaşımda,anksiyete nedeni olayların kendisi değil,kişilerin beklentileridir,bu olayları nasıl ve ne şekilde algılayıp yorumladığıdır.kişiler bazı ipuçlarıyla karşılaştıklarında,zararı ve tehlikeyi beklemeyi öğrenebilirler.Bu öğrenme gözlemleyerek, bilgilendirilme ya da tepkisel koşullanma yoluyla gerçekleşir.Zarar beklentisiyle orantılı olarak aksiyete ortaya çıkar,Bu nedenle bireyin herhangi bir olayı ilk değerlendirmesi önemlidir.Bu değerlendirme tehlike ve zarar içeriyorsa,kişinin bununla başa çıkma konusunda gösterdiği başarıları,ortaya çıkarabilecek anksiyete konusunda olumlu ya da olumsuz rol oynamaktadır..Bu nedenle mantık dışı bilgiler,bilişler ya da korku uyandıran benlik yönergeleri anksiyete gelişiminde olumsuz rol oynarlar.
Günlük yaşamımızda her birimiz çeşitli tehlikelerle yüz yüze kalırız.Ancak ne zaman ki kişi bu durumları diğerinden farklı ve olumsuz olarak algılar,işte o zaman anksiyete programı kendiliğinden işlemeye başlar:
_Otonomik uyarılabilirlikte değişiklikler,kavga ya da kaçışa hazırlık durumu oluşur.
_Kişinin olağan davranışı durur.
_Kişi,muhtemel çevresel tehlikelere karşı tedbir alabilmek için çevreyi seçici olarak taramaya başlar.
Bilişsel modelde iki ayrı düşünce bozukluğuna rastlanır:
A)Olumsuz,negatif düşünceler:
Örneğin;Bir toplumda konuştuğunda anksiyete yaşayan kişi"Acaba konuştuklarımdan sıkılıp can sıkıcı birisi olduğumu düşünürler mi?.ya da Anlattıklarımı beğenmez ve aptalca şeylerden bahsettiğimi düşünürler mi?şeklinde olumsuz düşünceler geliştirebilir.
B)Disfonksiyonel varsayım:
Kişiyi rahatsız eden kesin düşünce ve inançlardır.
Anksiyete bozukluklarında gözlenen bilişsel çarpıtmalar dört ana başlıkla toplanabilir:
a)Onaylama duygusuyla ilgili olanlar.
b)Yetersizlik duygusuyla ilgili olanlar.
c)Denetim duygusuyla ilgili olanlar.
d)Anksiyete duygusuyla ilgili olanlar.
4.Varoluşçu yaklaşımlara göre:
Varoluşçulara göre,"insan doğduğunun,yaşadığının ve öleceğinin farkında olan ve de farkında olduğunun farkında olan tek canlıdır;varoluşun dinamiği dünyaya gelmekle,dünyada olmakla başlar;varoluşa atıldığında bomboştur ve düşünerek kendini bulur,kendi varlığını yaratır;kendini nasıl anlıyorsa,kişiliğinin nasıl olmasını istiyorsa o olacaktır.
İnsanın varoluşu onun hissettiği bir şeydir.o kendini bilen bir varoluştur.kendisi yoksa hiçbir şey yoktur.
O zaman kişi şöyle düşünebilir:"Mademki farkına vardığım şey sadece bana aittir,öyleyse onun ne olacağı benim elimdedir,yani nasıl istersem öyle yaparım,Görüldüğü gibi,söz konusu olan sonsuz bir özgürlüktür.Dolayısıyla hayatın anlamını oluşturma sorumluluğu,gerçekte kişinin kendisine ait olan oluşumdur.yani yaşamın anlamı,bizim ona verdiğimiz anlamdır.işte özgür olma,kişiye yaşamın anlamını verme sorumluluğu getirir.Bunun farkına varma ise,jean paul sartre'a göre anksiyete demektir ve insanın varoluşunun temelinde bulunur.
5)Anksiyetenin biyolojik kökenleri:
a)kalıtım:
Anksiyete bozukluklarında kalıtım gittikçe önem kazanmaktadır.panik bozukluğu gibi anksiyetenin yoğun yaşandığı durumlarda birinci derece akrabalarda panik nöbetinin,majör depresyonun ve alkolizimin daha sık görüldüğü bilinmektedir.Eş zamanlı hastalanma oranının tek yumurta ikizlerinde % 4-9 arasından olduğu bilinmektedir.Birinci derece akrabalıklarda anksiyete bozukluğu olasılığı yüzde 15-18 arasında iken,ikinci derecede akrabalarda yüzde 6'dır.Anksiyete bozukluklarında aşırı bir otonom sinir sisteminin kalıtsal olarak geçtiği ve çevredeki koşullarda da hastalık belirtilerinin oluştuğu düşünülmektedir.
b)Biyokimyasal nedenler:
Son yıllarda anksiyete bozukluklarında depresyon giderici ilaçların,beta blokörlerin,diazem türü ilaçların,MAO inhibitörlerinin etkin olduğu görüldükçe bu alanda biyokimyasal araştırmalar hızlanmıştır.
Spontan panik nöbetleri geçiren insanların,damar içi sodyum laktat verildiğinde deneysel olarak panik nöbetleri ortaya çıkarılabilmektedir.
Panik nöbetleri geçirenlerde beynin para hippokampal bölgesinde,lokus seruleusta beta adrenerjik dizgenin etkilendiğinde kalıtımla gelen bir bozukluğun olduğu;merkezi kemo reseptörlerde aşırı bir duyarlığın varlığı öne sürülmüştür.
Sonuç olarak;aksiyete bozukluklarının nedenlerini tek bir kuruma dayandırmak yanlış olur.Bütün kuramların biyolojik etkenlerle birlikte işlediği görüşü daha yaygınlaşmaktadır.fakat bazı hastalarda bazı etkenler daha baskın olabilmektedir
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.alevi.dk
PIR KIZI



Mesaj Sayısı : 83
Kayıt tarihi : 27/02/08

MesajKonu: Geri: RUHSAL HASTALIKLAR   Cuma Mart 14, 2008 12:29 pm

Psikolojik-somatik belirtileri:
Tablo 1:
Anksiyetenin başlıca semptomları
Psikolojik


  • Anksiyete


  • Dehşet


  • Kaygı


  • Korku


  • Aşırı endişe


  • İnsomini(Uykuya dalamama)


  • İrritabilite(Aşırı huzursuzluk)


  • Obsesyon(Takıntı)


  • Kompulsiyon(Takıntının eyleme dönüşmesi)


  • Depersonalizasyon(Parcalanma hissi


  • Fobiler(Gerçeği uygulayamama)


  • Zihinde evirip çevirmek


  • Panik
· Somatik


  • Tremor(Titreme)


  • Terleme


  • Çarpıntı


  • Baş dönmesi


  • İdrara sık çıkma


  • Barsak hipermotilitesi


  • Hiperventilasyon(sık,sık nefes alıp verememe)


  • Kas_iskelet ağrısı


  • Ağız kuruluğu


  • Kas gerginliği


  • Huzursuzluk,tezcanlılık


  • Titreklik


  • Senkop(Bayılma)


  • Göğüste sıkışma hissi


  • Nefes darlığı


  • Parestezi(Uyumalar)


  • Başağrısı


  • Vertigo(Baş dönmesi)


  • Kuvvetsizlik
Son yıllarda sıkça söz edilen panik ataklar sırasında ortaya çıkabilen belirtiler:
Tablo 2:
Panik ataklar sırasında ortaya çıkabilecek semptomlar.


  • Dispene ya da boğulma hissi (Nefes darlığı)


  • Baş dönmesi,düşecek ya da bayılacak gibi olma.


  • Palpitasyon ya da taşikardi.


  • Titreme ya da sarsılma.


  • Terleme.


  • Soluğun kesilmesi.


  • Bulantı ya da karın ağrısı.


  • Uyuşma ya da karıncalanma(Parestezirler)


  • Kızarma(Ateş basması)ya da ürperme.


  • Göğüs ağrısı ya da ğöğüste sıkışma hissi.


  • Ölüm korkusu.


  • Çıldıracağı ya da elinde olmadan bir şeyler yapacağı korkusu.
Panik atakların en sık görüldüğü anksiyete bozukluğu"panik bozukluktur"panik hastaları yaşadıklarını" kalp krizi geçirmek,aklını yitirmek,kontrolünü kaybetmek,o anda ölmek" şeklinde tanımlamaktadırlar.Nöbet geldiğinde hemen acil ünitelerine koşulur,EKG ve diğer tıbbi tahliller yaptırılır;fakat organik bir şey saptanmaz.Doktor doktor dolaşılır,en son aşamada psikiyatriste başvurulur.psikiyatri dışı hekimlerin bu hastaları öncelikle psikiyatriste göndermeleri önemlidir.çünkü,nöbetler sırasında yaşanan korkulu,dehşet dolu dakikalar tekrarlanır kaygısıyla hastalar zamanla yalnız başına bir yere gidememeye,vasıtalara binememeye,sürekli kendilerini dinlemeye başlar.Her an kötü bir şey yaşayacakları endişesiyle kendilerini en rahat hissettikleri ortamdan ayrılmamaya dikkat ederler,
Yanlarında ilaç,su,tansiyon alet, vs,taşımaya başlarlar,işlerine gidemez,çalışamaz hale gelirler.Ciddi mesleki,sosyal fonksiyon kayıpları olur.Ekonomik zararlar ve zamanla depresyon gelişebilmektedir.Bu nedenle panik atakla psikiyatri dışı bir hekime başvuran hastanın fiziksel muayenesi ve tetikleri normal çıkıyorsa:"Bir şeyin yok,psikolojik takma kafana"lafını kesinlikle etmemek,"senin sorunun psikiyatrik"deyip yönlendirmek gerekmektedir.
Tablo 3:
Anksiyetenin görüldüğü psikiyatrik bozukluklar ve organik nedenli aksiyete sendromları:

Psikiyatrik bozukluklar Toksik durumlar
Depresyon Alkol ve ilaç kesilmesi(Zehirlenme durumları)
Mani Amfetamin
Şizofreni Kokain
Atipik psikozlar Marijuana
Pre_senil ve senildemnaslar Kannabis
Akut kronik beyin sendromları Hallusinojenler
İlaç ve alkol bağımlıkları Nikotin
İlaç ve alkol yoksunluk durumları Kafein
İlaç kötü kullanımı Teofilin
(özellikle kafein ve amfetamin) Amly nitrite
Solvent kötü kullanımı Antikolinerjikler
NÖROLOJİK BOZUKLUKLAR Sempatomimetik ajanlar
Serebral neoplazi Vazopresör ajanlar
Serebral travma ve Antihipertansiflerin kesilmesi
Post-tıravmatik sendromlar Sülfamidler
Serebrovasküler hastalıklar Penisilin
Subaraknoid hemoroji Aspirin intoleransı
Migren Civa
Meniere hastalığı Arsenik
Ensefalit Fosfor
Serebral sifilis Organik fosfatlar
Multipl skleroz Karbon diülfid
Wilson hastalığı Benzen
Huntington hastalığı Epilepsi ENDOKRİN BOZUKLUKLAR
Addison hastalığı
KARDİVASKÜLER BOZUKLUKLAR
Anemi Karsinoid sendromu
Anjina Pektoris/Miyokard enfarktüsü Hipertiroidi
Konjestif kalp yetmezliği Hipoparatiroidi
Hiperaktif B_adrenerjik durumu Hipoglisemi
Hipertansiyon Diabet
Mitral valf prolapsı İnsulinoma
Proksismal atrial taşikardi Feokromositoma
Kardiyak distrimitler Menapozal
Premenstrual
Viriliz PULMONERBOZUKLUKLAR(AKCİĞER) VİTAMİN EKSİKLİKLERİ
Astım B12 eksikliği
Pulmoner emboli Niacin(nikotinik asit) eksikliği:pallegra
Pulmoner ödem DİĞER DURUMLAR
Akut repiratuar distres Sistemik maliniteler
Hiperventilasyon sendromu Sistemik enfeksiyonlar
SİSTEMİK HİPOKSİT DURUMLAR Enfeksiyöz mononükleoz
Kardiovasküler hastalıklar Anafilaksi
Pulmoner yetmezlik Elektrolit denge bozukluğu
Anemi Posthepatit sendromu
ENFAMATUAR BOZUKLUKLAR Porfiri
Sistemik lupus eritematosus Üremi
Romatid artrit

Poliarteritis nodoza
Temporal arteriti
Anksiyete bozukluklarında hangi hastalıklar yer alır?


  • Genelleşmiş anksiyete bozukluğu
  • Agorafobili panik bozukluk.
  • Agorafobisiz panik bozukluk
  • Agorafobi.
  • Özgül fobiler.
  • Sosyal fobi.
  • Obsesif-kompolsif bozukluk(saplantı-takıntılar)
  • Akut stres bozukluğu.
Anksiyete bozukluklarında tedavi:
Tedavide ilaç ve psikoterapi kullanılmaktadır.Bugün en etkin ve yaygın kullanılan ilaçlar antideprasanlardır.Tirisiklik antideprasanlar ve selektif serotonin geri alım inhibitörleri(SSRI) noradrenalin ve serotonin geri alım inhibitorleri(SNRI),NASSA gibi,MAO inhibtörleri yaygın olarak kullanılmaktadır.
Kısa süre,yardımcı ilaç olarak;benzodiazepin gurubu ve betablokerler de tercih edilmektedir.Ayrıca davranışçı ve bilişsel terapiler bugün için en tercih edilen terapi şekilleridir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.alevi.dk
PIR KIZI



Mesaj Sayısı : 83
Kayıt tarihi : 27/02/08

MesajKonu: Geri: RUHSAL HASTALIKLAR   Cuma Mart 14, 2008 12:30 pm

Uyku Bozuklukları
İnsan ömrünün üçte biri uykuda geçmektedir. Uyku yalnızca organizmanın yavaşlaması değil, kendi içinde evreleri olan aktif, döngüsel bir süreçtir. Uykuda beynin çalıştığı, öğrenilen bilgileri ayıklayıp depoladığı bilinmektedir.
Yetişkin kişinin günlük uyku gereksinimi 7-8 saattir. Fakat bu gereksinim kişiden kişiye değişir. Her insanın uykusu zaman zaman bozulabilir. Ruhsal sıkıntılar, bedensel hastalıklar uykunun süresini, düzenini geçici olarak bozabilir.
UYKUSUZLUK: Uykuya dalmakta, uykuyu sürdürmede güçlük ya da uyuduğu halde yeterince uyumamış gibi yorgun hissetme şeklinde görülür. Kişi saatlerce uykuya dalamaz, dalsa bile uykusu sık sık bölünür ya da sabah çok erken uyanır ve tekrar uyuyamaz.
AŞIRI UYKU: geceleri normal süre uyunduğu halde gündüzleri uyku halinin sürmesidir. Kişinin günlük yaşamını aksatan bir boyuttadır. Ruhsal bir bozukluk ya da bilinen bir organik hastalığa bağlı olabilir.
UYKU APNE SENDROMU: Uyku süresince solunumun nöbetler halinde durmasıdır. Gündüzleri uykuya aşırı eğilim olur ve uyku sırasında horlama gözlenir.
BUNALTILI DÜŞ GÖRME: Çocukluk çağında daha sık görülür ve çoğunlukla geçicidir. Genellikle gece uykusunun sonuna doğru, korkulu düşlerle uyanma nöbetleri olur. Her insan zaman zaman korkulu düşler görebilir. Bir bozukluk olarak değerlendirilmesi için haftada en az birkaç kez olması gerekir.
GECE TERÖRÜ: Uykunun ilk birkaç saati içinde bir rüya olmaksızın kişini birden büyük bir korku ile bağırarak uyanma nöbetidir. Yoğun bir korku ve panik nöbeti ve buna bağlı çarpıntı, titreme, terleme gibi belirtiler vardır. Bu bozukluk 4-12 yaşlar arasında başlar ve çocukluk döneminin sonlarında kaybolur. Erişkinlerde bunaltı bozukluğu olan kişilerde görülebilir.
UYURGEZERLİK: Uykunun genellikle ilk birkaç saati içinde, yatakta oturma, yineleyici hareketler yapma, kalkarak dolaşma, giyinme, kapıları açma, yemek yeme gibi otomatik davranışların görüldüğü bir uyku bozukluğudur. Kişinin yüzü ifadesizdir, tek bir noktaya bakarak hareket eder, çevredekilere yanıt vermez, uyandırmak güç olur. Daha çok çocuklarda görülür, erişkinlerde ortaya çıkması nadirdir.
NE KADAR UYUMALIYIZ
Normal uyku süresi, kişinin kendini iyi hissettiği uyandığında zinde olabildiği süredir. Hepimiz aynı miktarda uyumayız. Uyku süresinin kişiden kişiye hatta yaş dönemine göre değiştiği ve bu sürenin 4 saat ile 11 saat arasında olduğu bilinmektedir. 24 saatte 6 saatten az uyuyanlar kısa uyuyanlardır ve bu kişilerin çalışkan, aktif olduğu gözlenirken 9 saatten fazla uyuyanlarda tabiî ki tembel demek değildir onlar da genelde yaratıcı özellikleri olanlardır.

Uyku süreleri genetik faktörlerinin de etkisi ile değişmektedir. Doğuştan belirlenmiş olan bu süreyi belli limitler dışında değiştirmek mümkün olmamaktadır. Genetik geçişin varlığını gösteren en iyi kanıt tek yumurta ikizlerinin uyku sürelerinin birbirler­inin tamamen aynı olduğudur.
Türkiye'de toplumun büyük çoğunluğunun (%75) 7-8 saat süreyle uyuma alışkanlığına sahip olduğu, sadece %10 unun, 6 saatin altında bir uyku ile hayatını sürdürdüğünü yapılan araştırmalarla bilinmektedir.

Kısa bir süre uyuduğu halde ertesi gün fonksiyonlarında değişiklik olmayanların sayısı çok fazla değildir. Tarihte önemli imzaları bulunan bazı kişilerin de az uyuduğu bilinir. Türkiye'de, toplumun Kısa uyuyanlardan bahsederken hafta içi 6 saat uyuyup , hafta sonunda uyku sürelerini 8-10 saate uzatarak uykularını telafi edenleri değerlendirme dışında bırakmak gereklidir.

Kısa uyuyanlar ile uzun uyuyanların uykularının yapısı birbirinden farklılıklar göstermektedir. Kısa uyuyanlar daha yoğun olarak derin yavaş uyku ve REM döneminden oluşan bir uyku uyumaktadırlar.. Dolayısı ile kısa süreli, ancak daha etkin bir uyku uyudukları söylenebilir. Uzun uyuyanlar ise asıl uyku olarak adlandırılan derin yavaş uyku ve REM dönemlerini kısa uyuyanlar kadar uyuyup, onlardan farklı olarak uykunun yüzeyel fazlarını (1.ve 2. faz) daha uzun uyurlar. Gece içinde, özellikle de sabaha karşı sık sık uyanıp, yeniden uykuya dalarlar.

Uzun uyuyanlardan, çalışmak için daha çok zamana ihtiyacı olanlar, çoğunlukla uyku sürelerini kısaltmak arzusundadırlar. Ancak, uyku süresini belli bir oranın ötesinde kısaltmak mümkün değildir. Üniversite öğrencileri ile yapılan bir çalışmada, kısa bir zaman diliminde uyku süresinin kısaltılması mümkün olmamış, deneklerde ertesi gün yorgunluk, halsizlik, konsantrasyon güçlüğü ve hafıza bozuklukları gibi şikayetler saptanmıştır. Deneye katılanlar, uygunsuz zamanlarda uyku ihtiyaçlarına yenilip, uyuya kalmışlardır. Ancak başka bir çalışmada uyku süresinin 1-2 saati aşmamak şartıyla, uzun bir zaman dilimi içinde, azaltılmasının mümkün olduğu ve bu azaltmanın deneklerin performansında bozukluğa yol açmadığı gösterilmiş.

Uyku saatlerine göre tavuk ve baykuş tipler oluşturup bazılarının erken yatıp erken kalkma eğiliminde, bazılarının ise geç yatıp geç kalkma eğiliminde olduğunu biliriz. Hafta içi belirgin olarak gözlenemeyen bu özellik, hafta sonları, belli saatlerde yatma ve kalkma zorunluluğu ortadan kalktığında net olarak gözlenmektedir.

Sabah tipleri tatil günleri de akşam erkenden yatıp, ertesi gün de hiçbir zorunluluk olmadığı halde erken saatte uyanmaktadırlar. Akşam tipleri ise cumartesi günleri geç saatlere kadar uyumamakta, pazar günü de öğlene kadar uyumaktadırlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.alevi.dk
Sponsored content




MesajKonu: Geri: RUHSAL HASTALIKLAR   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
RUHSAL HASTALIKLAR
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KORKULERLILERIN YERI :: SAGLIK :: HASDALIKLAR-
Buraya geçin: