KORKULERLILERIN YERI

Insan olan ve soyleyacek veya paylasacak dusuncesi olanlarin yeri.
 
PortalAnasayfaGaleriSSSAramaKayıt OlKullanıcı GruplarıGiriş yapkorkuler
Paylaş | 
 

 NÖROLOJİK HASTALIKLAR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
PIR KIZI



Mesaj Sayısı: 83
Kayıt tarihi: 27/02/08

MesajKonu: NÖROLOJİK HASTALIKLAR   Cuma Mart 14, 2008 5:59 pm

MULTİPL SKLEROZ NEDİR?
Multipl Skleroz (MS) iki önemli bölümden, beyin ve omurilikten

oluşan merkezi sinir sistemine ait bir hastalıktır.
Merkezi sinir sisteminde sinir liflerini çevreleyen ve koruyan miyelin
isimli yağlı bir doku vardır ve bu doku
sinir liflerinin elektrik uyarılarını iletmelerine yardımcı olur.
MS'de miyelin skleroz adı verilen nedbeler bırakarak
birçok bölgede yok olur. Hasar gören bu bölgeler plaklar veya
lezyonlar olarak da bilinir. Miyelin sadece sinir liflerini
korumakla kalmayıp, görevlerini yerine getirmelerini de sağlar.
Miyelin yok olduğunda veya hasar gördüğünde,
sinirlerin beyine giden veya beyinden gelen elektrik uyarılarını iletebilme
kapasiteleri kesintiye uğrar ve
bu durum çeşitli MS belirtilerini (semptomlarını) ortaya çıkarır.
MS bulaşıcı değildir. Aile hiç kimse hastadan bu hastalığı kapmaz.

2. BU HASTALIĞIN NEDENLERİ NELERDİR?
MS'in kesin nedeni bilinmese de, birçok araştırmacı miyelin hasarının

vücudun immün
sisteminin (bağışıklık sisteminin) anormal bir yanıtından kaynaklandığına inanır.
Normal koşullarda,
immün sistem virüsler veya bakteriler gibi yabancı "istilacılara" karşı vücudu korur.
Otoimmün hastalıklarda vücut istemeyerek kendi dokularına saldırır.
MS'de ise, saldırılan madde miyelindir.
Bilim adamları miyeline saldırması için immün sistemi tetikleyenin

ne olduğunu henüz bilmiyor.
Birçoğu çok sayıda faktörün devreye girdiğini düşünüyor.

3. MS BELİRTİLERİ (SEMPTOMLARI) NELERDİR?
Belirtiler merkezi sinir sisteminin hangi bölgelerinin etkilendiğine

bağlı olarak ortaya çıkar.
Herkes aynı şekilde etkilenmez. Belirtiler sadece kişiden kişiye değişiklik
göstermekle kalmayıp,
aynı kişide zaman içinde de değişiklik gösterebilir. Bu belirtiler ciddiyet ve
süre açısından da çeşitlilik gösterir.
MS'i olan bir kişi genellikle birden fazla belirti yaşar ancak bu belirtilerin

hepsi herkeste görülmez.
Belirtiler, halsizlik, karıncalanma, hissizlik veya duyu zayıflaması, koordinasyon

zayıflığı, yorgunluk,
denge problemleri, görme bozuklukları, istemsiz hızlı göz
hareketi (nistagmus da denir), titremeler,
spastisite veya kas sertleşmesi, bozuk konuşma, bağırsak veya mesane
problemleri, yalpalayarak yürüme
(ataksi), cinsel işlev sorunları, ısıya hassasiyet ve kısa süreli bellek sorunları,
hüküm veya muhakeme
problemlerinden (kognitif problemler) oluşur. Ciddi durumlarda MS kısmi veya
tam felce neden olabilir.
MS'i olan kişilerin çoğunda bu belirtilerin tamamı görülmez.

4. MS TANISI NASIL KONMAKTADIR?
Tek başına hiçbir test MS tanısı koyamadığı için çeşitli test ve yöntemlere

gerek duyulur. Bu testler şunlar olabilir;
* Doktorun geçmiş belirti ve bulguların varlığını araştıracağı tıbbi öykü.
* Ayrıntılı bir nörolojik muayene.
* Beyin ve omuriliğin kesin ve oldukça detaylı görüntülerini veren ve görece

yeni bir görüntüleme
biçimi olan MRI (manyetik rezonans görüntüleme).
* "Uyarılmış potansiyeller" adı verilen ve merkezi sinir sisteminin belli bir

uyarıya verdiği yanıtı ölçen çalışmalar.
Daha az kullanılan ancak tanının olağandan daha zor olduğu durumlarda

faydalı olan diğer bir inceleme de:
* Spinal kanalı çevreleyen sıvının (serebrospinal sıvı veya SSS) bileşimini

araştıran beyin omurilik sıvısı incelemesi.

5. İKİNCİ GÖRÜŞLERİ - TANIYI DOĞRULAMAK İÇİN - ALMAK İYİ BİR FİKİR Mİ?
Hasta sadece bir doktorla görüştüyse, hiç kuşkusuz ikinci bir görüş almak mantıklı olur.

Tanıyı doğrulatma ilk doktorunuzu aşağılamaz veya üzmez.
Başka bir uzmana sevk edilmek için doktor tavsiyesi alabilir veya
MS derneklerine telefon edebilirsiniz.

6. BİR SONRAKİ AŞAMA NE OLACAK?
Bunu hiç kimse gerçekten bilmiyor; ancak hasta ve doktorun kişisel durum

üzerine mutlaka bir konuşma yapması önerilir.
Hastanın en sık duyacağısözler "öngörülemez" ve "değişken" sözleridir.

MS sadece kişiden kişiye büyük oranda değişiklik göstermekle kalmayıp,
aynı kişide zaman içinde de değişiklik gösterir.
Bu öngörülmezlik ile yaşamak MS ile yaşamanın parçasıdır.
Birçok kişi şiddetlenme dönemleri geçirir. Bunlar yeni belirtilerin

ortaya çıktığı akut ataklar, veya varolan
belirtilerin daha ciddi hale geldiği nüksler olarak da isimlendirilirler.
Şiddetlenmeleri genellikle düzelme
dönemleri (remisyonlar) izler ve bu remisyonlar hastayı nüks öncesi haline geri
döndürebildikleri gibi,
geriye bazı sakatlıklar da bırakabilirler. Bu MS biçimi genellikle nüks-remisyon
gösteren MS olarak isimlendirilir. (Relapsing-remitting MS)
Her MS aynı olmaz. Bazı kişilerde birkaç ciddi atak görülür veya hiç görülmez,

bunun yerine
belirtilerin sürekli kötüleştiği ve zaman içinde sakatlığın
ortaya çıktığı da görülebilir. Erken
bir nüks-remisyon dömemini sürekli kötüleşme durumu izleyebilir,
ki bu durumda sekonder
progresif MS ismini alır. Veya başlangıçtan itibaren
ilerleme mevcut olabilir ve bu durumda
primer progresif MS ismini alır. Şekil ne olursa olsun
MS herhangi bir zamanda duraklayabilir.
İlk birkaç yıllık MS deneyi, hastalığınuzun vadeli seyrinde hasta ve doktor

için muhtemelen
en iyi yol gösterici olur. Geçmişte MS'i olan başka hastaların bakımını da
yapmış bir doktor,
hastanın durumu ile ilgili başka görüşlere de sahip olabilir.

7. MS KALITSAL MIDIR?
MS doğrudan doğruya kalıtsal olmamak ile birlikte çalışmalar ailesel

eğilimin varolduğunu
ortaya çıkadılar. Bu durum da kardeşlerin veya diğer yakın akrabaların
hastalığı geliştirmelerinin
bir ölçüde daha mehtumel olduğu anlamına gelir.
Bununla birlikte, MS'i olan kişilerin yüzde 80'inde
MS'i olan yakın bir akraba görülmez.

8. MS KİMLERDE GÖRÜLÜR?
MS kadınlarda erkeklerin neredeyse iki katı bir oranda görülür.

Birleşik Devletler'de yaklaşık 350.000 kişinin MS ile yaşadığı tahmin ediliyor.
Bazı karmaşık MS olgularına tanı koymak zor ve bulaşıcı bir hastalık olmadığı için
olguların bildirilmesi zorunlu yok. Bu nedenle MS'i olan kişilerin gerçek sayısı sadece
tahmin yoluyla hesaplanabiliyor.
Bütün dünyada MS tropikal iklimlere nazaran ılıman iklimlerde daha

sık görülüp ve beyaz tenli,
özellikle de ataları Kuzey Avrupalı olanlar arasında daha sık ortaya çıkıyor.

9. MS'İ DURDURACAK VEYA TEDAVİ EDECEK HERHANGİ BİR TEDAVİ VAR MI?
Bilinen bir tedavi mevcut değil. Ancak atakların sıklığını veya ciddiyetini azaltan ve

özürlülük artışını yavaşlatan yeni tedaviler bulunuyor. Umut veren ilaçlar üzerinde da
çalışmalar sürüyor. MS tedavisi oldukça hızlı değiştiği için doktordan güncelleşmiş
tavsiyeleri almak üzere temas içinde olmanız iyi bir fikir.
Ulusal MS Derneği de yeni gelişmeleri almak için bir bilgi kaynağıdır.
Türkiye için telefon numaraları:
1) Türkiye MS Derneği Genel Merkezi: 0212 275 22 96 - 275 22 97
2) Türkiye MS Derneği Ankara Şubesi: 0312 440 02 65
3) İzmir MS Derneği: 0232 238 88 88
4) Bursa MS Derneği: 0224 442 83 00

10. BELİRTİLERİ İYİLEŞTİRMEYE YÖNELİK HERHANGİ BİR TEDAVİ MEVCUT MU?
Evet. Örneğin, kaslardaki sertleşme bazı ilaçlarla azaltılabilir.

Spastisite ve yorgunluk fizik tedavi rehabilitasyon tedavisi ile de tedavi edilir.
Mesane problemleri bazen çeşitli ilaçlar ile iyileşme gösterebiliyor.

Kendi kendine kateter takma gibi teknikler kolayca öğrenilebilir. İdrar yolları
enfeksiyonlarının
hemen tedavi edilmesi ve yeterli sıvı alımı başka mesane komplikasyonlarını
önlemeye yardımcı olabilir.
Bağırsak problemleri hacimi artırmaya yönelik diyet, fitiller ve ilaçlarla tedavi edilebilirler.
Yakıcı, ağrılı veya sıra dışı duyular ilaçlarla tedavi edilebilirler.
Kognitif problemlerle ise rehabilitasyon ve eğitim ile başedebilir.

11. REHABİLİTASYON NE SAĞLAYABİLİR?
Fizik tedavi (FT) zayıflamış veya eşgüdüm bozukluğu olan kasların kuvvet

kazanmalarına yardımcı olabilir.
FT düzenli hareket egzersizlerini, germeyi, yürüme eğitimini ve bastonları,
yürüteçleri ve diğer yardımcı
aletleri en iyi şekilde kullanmayı, nakil eğitimini (yani örneğin, tekerlekli sandalyeden
arabalara geçmeyi
öğrenmek) ve toplam fonksiyonu ve dayanıklılığı iyileştirmeye yönelik
kuvvetlendirme egzersizlerini kapsayabilir.
Rehabilitasyon tedavisi (RT) günlük yaşamda bağımsızlığı iyileştirmeye hedefler.

RT giyinme, kendine düzen verme, yemek yeme ve araba kullanma
tekniklerini öğretir ve koordinasyon
ve kuvvetlenmeye yönelik egzersizler de sunabilir.
Bir rehabilitasyon terapisi evi veya işyerini güvenilir ve bağımsız
hareket edilebilir mekanlar halinde düzenlemek için aletler ve yollar tavsiye edebilir.
Konuşma tedavisi kasların zayıflaması veya kötü koordinasyonu nedeniyle

konuşma veya yutkunma
zorluğu çekenler için iletişimi kolaylaştırır. Konuşma terapistinin
kullandığı teknikler egzersizi,
ses eğitimini veya özel aletlerin kullanımını içerebilir.

12. EGZERSİZ YARDIMCI OLUYOR MU?
Tek başına egzersiz MS'i düzeltemez ancak genel sağlığı iyileştirebilir ve

kullanılmamaktan veya etkinsizlikten kaynaklanan komplikasyonların önüne geçebilir.
Egzersiz iştah ve uykuyu düzenlemeye yardımcı olduğu ve kendini
iyi hissetmeye katkıda bulunduğu
için düzenli bir egzersiz programı fiziksel olduğu kadar psikolojik
avantajların da elde edilebilmesini sağlar.

13. YA İŞ HAYATI? İŞVERENLERİN NELERİ BİLMESİ GEREKLİDİR?
Kişiden kişiye değişiklik gösteren MS'in, dolayısıyla iş durumu üzerindeki

etkisi de değişiklik gösterir.
Bir krizin ortasında iken -gerek tanının hemen sonrasında, gerek belirtilerin

birdenbire canlandığı
bir sırada- işle ilgili büyük kararlar vermek pek akıllıca olmaz.
İlk olarak, acil sorunlardan kurtulmak için hastanın kendisine zaman tanıması gerekir.
Sonra seçeneklerini anlamasına yardımcı olacak bilgi toplaması önerilir.
Hastanın konulan tanıyı iş arkadaşlarına ve patronuna açıp açmaması kişiye kalır.

Eğer tıbbi bir muayeneyi gerektiren bir iş imkanı sunuluyor ise, tanı ve/veya belirtiler
konusunda dürüst olmanız iyi olur.

14. MS CİNSELLİĞİ ETKİLER Mİ?
MS ile bağlantılı her şey fiziksel belirtilerden duygusal etkisine dek

cinsel hayatı etkileyebilir.
Ancak bu cinsel problemlerin başarılı bir şekilde tedavi edilemeyecekleri
anlamına gelmez.
MS'i olan kişiler tatminkar bir cinsel yaşam yaşayabilirler.
Birkaç önemli öneri:
* Eşinizle duygularınızı paylaşmaya çalışın.
* Dürüstçe iletişim kurun.
* Fiziksel belirtilerle ilgili tıbbi tedavi görün.
* Fiziksel olmayan problemler için bir psikoterapist veya

cinsel terapi konusunda
uzmanlaşmış bir danışmana da başvurulabilir.

15. MS'İ OLAN BİR KİŞİDE DEPRESYONA SIK RASTLANIR MI?
MS tanısı konulduğunda veya MS kötüleştiğinde hasta korku, şaşkınlık,

kontrol kaybı ve bir ızdırap duyabilir. Şu ya da bu zamanda MS'i olan kişilerin
yüzde 30 ila 40'ı doktorların hafif ya da orta derecede depresyon olarak
tanımladıkları öküntüye girmektedirler.
Depresyon bu hastalığın neden olduğu hasarın doğrudan bir sonucu da olabilir.
Depresyon ilaçlarla ve danışmanlıkla tedavi edilebilir.
Kendini rahatsız hisseden hastanın, yardım istemenin zayıflık değil,

güçlülük olduğunu unutmaması gerekir.
Ve bir uzmana sevk etmesi için doktoru ile konuşması önerilir.

16. AİLE DANIŞMANLIĞI YARDIMCI OLABİLİR Mİ?
Bütün aile MS ile yaşar. İş, oyun -neredeyse herşey- açısından

ailenin gündelik alışkanlıklarını
değiştirebilir ve herkes bundan etkilenir. Danışmanlık hizmeti vermek
bütün ailenin hastalığı
alışmasına yardımcı olabilir.

17. ÇOCUKLARA MS'İ ANLATMANIN EN İYİ YOLU NEDİR?
Küçük çocuklar temel, basit açıklamalara ihtiyaç duyarlar.

Konuları gizlemek yerine tartışmak her yaştan çocuk için daha faydalı olur.
Çocuklar genellikle ailelerinin düşündüğünden daha esnektirler
ve acı gerçekleri kabul edebilirler.
Hiç kuşkusuz, bütün çocukların MS ne getirirse getirsin güvenilir
olacaklarına ve bakılacaklarına dair güvence duymaya
ihtiyaç duyarlar.

18. GEBELİĞİN MS ÜZERİNDE BİR ETKİSİ VAR MI?
Çalışmalar gebeliğin MS'in uzun vadeli seyrini değişikliğe uğratmadığı gösteriyor.

Bununla birlikte, birçok kadın gebelik sırasında bir remisyon yaşıyor ve ardından
doğum sonrasındaki belirtilerde geçici bir artış gösteriyor.

19. STRES MS'İ KÖTÜLEŞTİRİR Mİ?
Stresin MS'e neden olduğuna veya kötüleştirdiğine ilişkin kanıt yok.

Ancak MS'i olan kişiler stresle de mücadele tekniklerinden fayda görebilirler:
* Olabildiğince aktif olun -zihinsel ve fiziksel açıdan.
* Zamanı enerjiyi koruyacak şekilde kullanın.
* Yaşamı basitleştirin -öncelikler koyun.
* Gevşeme/meditasyon egzersizlerini öğrenin.
* Çözülmesi zor sorunlar için yardım alın.
* Eğlenceye zaman ayırın ve mizah duygunuzu koruyun.
* Gerçekçi hedefler ve beklentiler oluşturun.
* Değiştirilemeyecek olanı kabul edin.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.alevi.dk
PIR KIZI



Mesaj Sayısı: 83
Kayıt tarihi: 27/02/08

MesajKonu: Geri: NÖROLOJİK HASTALIKLAR   Cuma Mart 14, 2008 6:01 pm

20. SİGARA VE İÇKİ İÇMEK MS'İ ETKİLER Mİ?
Sigara içmenin MS'i kötüleştirdiğine ilişkin kanıt yok.
Ancak sigara nefes darlığına, akciğer enfeksiyonlarına eğilimli olmaya
ve kalp düzensizliklerine
neden olabilir -bunlar sakatlığa katkıda bulunabilecek bulgular olup kuvvet azlığı ve
ince beceri koordinasyon bozukluğu nedeniyle bu belirtileri gösteren kişi sigara kullanıyorsa,
yangına neden olabilir.
İçki içme ince beceri bozukluğuna, denge bozukluğuna ve kötü konuşmaya neden olur.

Aynı zamanda muhakemeyi kötüleştirir ve davranışı değiştirir. Yine alkolün
MS'i kötüleştirdiğine dair kanıt olmasa da bütün bunlar varolan nörolojik
bulgulara eklenmektedir.

21. SICAKLIK MS'İ NASIL ETKİLER?
Sıcaklık MS'i kalıcı bir şekilde kötüleştirmez. Ancak hepsi olmasa da,

MS'i olan birçok kişi sıcak ve nemli havanın, sıcak bir banyo veya duşun veya
ateşin belirtileri geçici olarak kötüleştirdiği görüşündeler.
Günün sıcağından kaçınmak ve sıcak
su yerine ılık suda banyo yapmak iyi olur. MS'i olan birçok kişi buz torbaları,
buzlu içecekler
ve ılık banyolarla serinlemenin belirtilerin azalmasına yardımcı olduğunu düşünüyorlar.

22. LOKAL YA DA GENEL ANESTEZİ TEHLİKELİ MİDİR?
MS'i olan bir kişi için genel anestezinin taşıdığı riskler herhangi

birinin taşıdığı riskle yaklaşık aynı olup yalnız bir istisna bunun dışında tutulur:
Ciddi, ilerlemiş MS'i olanlar önlem alınmasını gerektiren solunum problemlerine sahip olabilirler.
Allerjisi olmayan hastalar için sadece novokain gibi sık kullanılan lokal anestezilerden

kaçınmak gerekmez.
Doğum sırasında kullanılan epidural anestezi gibi omurilik anestezileri daha problemli olabilir.
MS'i olan çok sayıda kişi epidural anesteziyi iyi tolere edebilse de, bazı nörologlar yöntemde
olası komplikasyonların olduğunu düşünüp, bu yöntemi önermiyorlar.

23. GRİBE KARŞI AŞI YAPTIRMAK GEREKLİ MİDİR?
Grip aşısı tartışmalıdır. Grip aşıları bazı kişilerde MS belirtilerinde bir artışa neden olabiliyor.

Bununla birlikte, grip aşılarının şiddetlenmelerin sayısında bir artışa neden oldukları
fikrini destekleyecek kanıt da halihazırda mevcut değildir.
Öte yandan, grip gibi viral enfeksiyonlar ve şiddetlenmeler arasında bir ilişki olduğuna ilişkin

yeterli kanıt vardır. Gribi izleyerek bir şiddetlenme yaşamış kişiler grip aşısı olmayı düşünebilirler.
Bir kural olarak, immünsupresif ilaçlar kullanan kişilerin her türlü aşılamadan kaçınması gerekir.

24. MS'İ OLAN BİR KİŞİ İÇİN HERHANGİ BİR DİYET ÖNERİSİNDE BULUNULABİLİR Mİ?
MS'in diyete bağlı bir nedeninin olduğuna ilişkin bilimsel kanıt yoktur,

bu nedenle özel bir diyete gerek duyulmaz. Birçok "MS diyeti" mevcuttur
ancak bunların hiçbirinin uzun vadede etkili olduğu kanıtlanmamıştır.
İyi dengelenmiş yemekler genel sağlık için çok önemlidir,

bu nedenle hastanın ne yediğine dikkat etmesi esas alınır.

25. ALTERNAİTF TEDAVİLER YARDIMCI OLUR MU?
Akapunkturun, yoganın, görselleştirme ve gevşeme tekniklerinin veya

katkılı gıdaların (vitaminler dahil) MS üzerinde kanıtlanmış bir etkisi yoktur.
Bununla birlikte, bazı kişiler alternatif tedavilerin kendilerini daha iyi
hissetmelerine yardımcı olduğunu düşünüyorlar.
MS'i olan bir kişi, kendine yardımcı olan her tekniği seçebilir.

Ancak alternatif bir tedavi görmeye karar vermeden önce,
bu tedavinin potansiyel risklerini, yararlarını ve maliyetini araştırması önerilir.
Ayrıca planlarını doktoru ile konuşması tavsiye edilir.


BEL FITIĞI NEDİR?

[/url]

Bel bölgemizde bulunan omurgaların arasındaki kıkırdak yapının yırtılarak, omurilikten
çıkan sinirleri sıkıştırmasıdır. Önce şiddetli bel ağrısı, daha sonrada ayağa yayılan ağrıyla ortaya çıkar.
Yatak istirahati ve bazı ağrı kesicilerle tedaviye rağmen, ağrısı geçmeyen, sosyal yaşantısı etkilenen
ve ayakta felçler ortaya çıkan hastalarda uygulanan cerrahi girişimler bu gün hızla gelişmekte, hasta kısa
sürede eski yaşantısına dönmektedir. Tedavisinde gecikilen vakalardaysa, ağrılar ve felçler kalıcı olmaktadır.

OMURGANIN YAPISI



Kafa tabanından, kuyruk sokumuna kadar devam eden kemik sistemine omurga denir. Omurga Yastıkçık (disk) dediğimiz kıkırdaklarla birbirine bağlanmış omur cisimciklerinden meydana gelir. Bu karmaşık yapının ortasında omurilik bulunur ve beyinden gelen emirleri , sinirler vasıtasıyla çevre organlara iletir. Omurga aynı zamanda gövdenin dik durmasını sağlayan kemik sistemidir.
Vücut ağırlığının 2/3 kadarına taşıma görevi görür. Bu zorlu görevi sadece omur ve yastıkçık dediğimiz kemik ve kıkırdak sistemiyle değil, bunlar arasındaki bağ dokusu, sırt adeleleri ve karın adelelerinin gücüyle sağlar. Beş adet bel omuru bulunur.
İNTERVERTEBRAL DİSK MESAFESİNİN YAPISI

İntervertebral disk dediğimiz yapı, kısaca omurgalar arası yastıkçık olarak adlandırılır. Omurgalar arası bir eklem olması yanında, omurgalara binen yükü emici göreve sahiptir.
Yapısına baktığımızda 3 ayrı kısma ayrıldığını görürüz:
1-Kıkırdak doku: Alt ve üst omurgalara bütünüyle yaslanan ve tüm omurga genişliğindeki kıkırdak yapıdır. Her iki omurga arasındaki çekirdek kısmı sınırlar.
2-Bağ dokusu (anulus ): Ortadaki çekirdek kısmı çepeçevre saran kuvvetli bir yapıdır. Bu elastik bağ dokusu omurganın ön kısmında en kuvvetli, omurilik ve sinirlerin yer aldığı arka kısım ve özellikle yanlarda daha zayıftır.
3-Çekirdek kısım (nukleus): Jelatin kıvamında , su içeriği fazla bir yapıdır. Çevresini saran elastik bağ dokusuyla birlikte, omurgaya binen basıncı karşılar.







Çekirdek dediğimiz kısmın , bağ dokusu dediğimiz elastik kısmı yırtarak,
omurilik kanalı ve sinir köklerine bası yapacak tarzda
yırtılmasına bel fıtığı diyoruz. Bu yırtılma sonucu çekirdek kısım sadece bağ
dokusunu omuriliğe doğru ittiği gibi (en hafif şekli -bulging) ,
bağ dokusunun tam yırtılmasıyla omurilik kanalında serbest parçacık şeklinde yer alabilir
(en ağır durum- akmış, serbest disk).
BOYUN FITIĞI


BEL FITIĞINDA RİSK GRUPLARI VE HASTALIĞIN SOSYAL YÖNÜNE BAKARSAK

[url=http://www.akduygu.com/bel_fitigi1.asp#]

-Çalışma hayatında işgücü kaybına neden olan hastalıklar arasında %25 oranında bel fıtığı görülür.
Bu hastaların iş gücü kaybı bazan 6 aya kadar uzamakta ve bu dönem ne kadar uzarsa tam kapasiteyle
eski işlerine dönme oranı azalmaktadır.
-Hayatının belli bir döneminde bir kez bel ağrısı geçiren kişilerin , 1/3 de ayağa vuran siyatik ağrıları

ortaya çıkmakta ve bel fıtığı gelişmektedir.
-Hayattın 30-50 yaş arasında bel fıtığı gelişme riski daha yüksektir. 60 yaşından sonra daha çok, birden

fazla geçirilen bel fıtığına bağlı olarak,
dar kanal dediğimiz diğer bir klinik durum söz konusudur.
-Erkek kadın arasında hastalığa yakalanma oranında fark yoktur. Ancak hamilelikte,

özellikle aşırı kilo alınması sonucu
bel omurlarındaki basınç artarak, risk yükselmektedir.
-Şişmanlarda hastalık daha yüksek oranda görülür ve tedavisi daha zordur.
-Sigara içilmesinin yırtılan kıkırdağın beslenmesinin bozulmasına neden olarak,

düzelmede olumsuz etkisi vardır.
-Bazı meslek gruplarında hastalığa yakalanma oranı daha fazladır:

Ağır yük taşıma ve bedene yük bindiren meslekler,
uzun süre otomobil kullananlar, masa başında sürekli oturma gerektiren meslekler.
-Sosyo- kültürel farkı daha yüksek kişilerde hastalık hangi aşamada rastlanırsa rastlansın,

tedavi olasılığı daha yüksektir.
-Düzenli egzersiz yapanlarda , özellikle bel ve karın kasları

gelişmiş kişilerde hastalığa daha az rastlanır.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.alevi.dk
PIR KIZI



Mesaj Sayısı: 83
Kayıt tarihi: 27/02/08

MesajKonu: MULTIPL SKLEROZ NEDIR ?   Cuma Mart 14, 2008 6:07 pm

MULTİPL SKLEROZ NEDİR?
Multipl Skleroz (MS) iki önemli bölümden, beyin ve omurilikten

oluşan merkezi sinir sistemine ait bir hastalıktır.
Merkezi sinir sisteminde sinir liflerini çevreleyen ve koruyan miyelin
isimli yağlı bir doku vardır ve bu doku
sinir liflerinin elektrik uyarılarını iletmelerine yardımcı olur.
MS'de miyelin skleroz adı verilen nedbeler bırakarak
birçok bölgede yok olur. Hasar gören bu bölgeler plaklar veya
lezyonlar olarak da bilinir. Miyelin sadece sinir liflerini
korumakla kalmayıp, görevlerini yerine getirmelerini de sağlar.
Miyelin yok olduğunda veya hasar gördüğünde,
sinirlerin beyine giden veya beyinden gelen elektrik uyarılarını iletebilme
kapasiteleri kesintiye uğrar ve
bu durum çeşitli MS belirtilerini (semptomlarını) ortaya çıkarır.
MS bulaşıcı değildir. Aile hiç kimse hastadan bu hastalığı kapmaz.

2. BU HASTALIĞIN NEDENLERİ NELERDİR?
MS'in kesin nedeni bilinmese de, birçok araştırmacı miyelin hasarının

vücudun immün
sisteminin (bağışıklık sisteminin) anormal bir yanıtından kaynaklandığına inanır.
Normal koşullarda,
immün sistem virüsler veya bakteriler gibi yabancı "istilacılara" karşı vücudu korur.
Otoimmün hastalıklarda vücut istemeyerek kendi dokularına saldırır.
MS'de ise, saldırılan madde miyelindir.
Bilim adamları miyeline saldırması için immün sistemi tetikleyenin

ne olduğunu henüz bilmiyor.
Birçoğu çok sayıda faktörün devreye girdiğini düşünüyor.

3. MS BELİRTİLERİ (SEMPTOMLARI) NELERDİR?
Belirtiler merkezi sinir sisteminin hangi bölgelerinin etkilendiğine

bağlı olarak ortaya çıkar.
Herkes aynı şekilde etkilenmez. Belirtiler sadece kişiden kişiye değişiklik
göstermekle kalmayıp,
aynı kişide zaman içinde de değişiklik gösterebilir. Bu belirtiler ciddiyet ve
süre açısından da çeşitlilik gösterir.
MS'i olan bir kişi genellikle birden fazla belirti yaşar ancak bu belirtilerin

hepsi herkeste görülmez.
Belirtiler, halsizlik, karıncalanma, hissizlik veya duyu zayıflaması, koordinasyon

zayıflığı, yorgunluk,
denge problemleri, görme bozuklukları, istemsiz hızlı göz
hareketi (nistagmus da denir), titremeler,
spastisite veya kas sertleşmesi, bozuk konuşma, bağırsak veya mesane
problemleri, yalpalayarak yürüme
(ataksi), cinsel işlev sorunları, ısıya hassasiyet ve kısa süreli bellek sorunları,
hüküm veya muhakeme
problemlerinden (kognitif problemler) oluşur. Ciddi durumlarda MS kısmi veya
tam felce neden olabilir.
MS'i olan kişilerin çoğunda bu belirtilerin tamamı görülmez.

4. MS TANISI NASIL KONMAKTADIR?
Tek başına hiçbir test MS tanısı koyamadığı için çeşitli test ve yöntemlere

gerek duyulur. Bu testler şunlar olabilir;
* Doktorun geçmiş belirti ve bulguların varlığını araştıracağı tıbbi öykü.
* Ayrıntılı bir nörolojik muayene.
* Beyin ve omuriliğin kesin ve oldukça detaylı görüntülerini veren ve görece

yeni bir görüntüleme
biçimi olan MRI (manyetik rezonans görüntüleme).
* "Uyarılmış potansiyeller" adı verilen ve merkezi sinir sisteminin belli bir

uyarıya verdiği yanıtı ölçen çalışmalar.
Daha az kullanılan ancak tanının olağandan daha zor olduğu durumlarda

faydalı olan diğer bir inceleme de:
* Spinal kanalı çevreleyen sıvının (serebrospinal sıvı veya SSS) bileşimini

araştıran beyin omurilik sıvısı incelemesi.

5. İKİNCİ GÖRÜŞLERİ - TANIYI DOĞRULAMAK İÇİN - ALMAK İYİ BİR FİKİR Mİ?
Hasta sadece bir doktorla görüştüyse, hiç kuşkusuz ikinci bir görüş almak mantıklı olur.

Tanıyı doğrulatma ilk doktorunuzu aşağılamaz veya üzmez.
Başka bir uzmana sevk edilmek için doktor tavsiyesi alabilir veya
MS derneklerine telefon edebilirsiniz.

6. BİR SONRAKİ AŞAMA NE OLACAK?
Bunu hiç kimse gerçekten bilmiyor; ancak hasta ve doktorun kişisel durum

üzerine mutlaka bir konuşma yapması önerilir.
Hastanın en sık duyacağısözler "öngörülemez" ve "değişken" sözleridir.

MS sadece kişiden kişiye büyük oranda değişiklik göstermekle kalmayıp,
aynı kişide zaman içinde de değişiklik gösterir.
Bu öngörülmezlik ile yaşamak MS ile yaşamanın parçasıdır.
Birçok kişi şiddetlenme dönemleri geçirir. Bunlar yeni belirtilerin

ortaya çıktığı akut ataklar, veya varolan
belirtilerin daha ciddi hale geldiği nüksler olarak da isimlendirilirler.
Şiddetlenmeleri genellikle düzelme
dönemleri (remisyonlar) izler ve bu remisyonlar hastayı nüks öncesi haline geri
döndürebildikleri gibi,
geriye bazı sakatlıklar da bırakabilirler. Bu MS biçimi genellikle nüks-remisyon
gösteren MS olarak isimlendirilir. (Relapsing-remitting MS)
Her MS aynı olmaz. Bazı kişilerde birkaç ciddi atak görülür veya hiç görülmez,

bunun yerine
belirtilerin sürekli kötüleştiği ve zaman içinde sakatlığın
ortaya çıktığı da görülebilir. Erken
bir nüks-remisyon dömemini sürekli kötüleşme durumu izleyebilir,
ki bu durumda sekonder
progresif MS ismini alır. Veya başlangıçtan itibaren
ilerleme mevcut olabilir ve bu durumda
primer progresif MS ismini alır. Şekil ne olursa olsun
MS herhangi bir zamanda duraklayabilir.
İlk birkaç yıllık MS deneyi, hastalığınuzun vadeli seyrinde hasta ve doktor

için muhtemelen
en iyi yol gösterici olur. Geçmişte MS'i olan başka hastaların bakımını da
yapmış bir doktor,
hastanın durumu ile ilgili başka görüşlere de sahip olabilir.

7. MS KALITSAL MIDIR?
MS doğrudan doğruya kalıtsal olmamak ile birlikte çalışmalar ailesel

eğilimin varolduğunu
ortaya çıkadılar. Bu durum da kardeşlerin veya diğer yakın akrabaların
hastalığı geliştirmelerinin
bir ölçüde daha mehtumel olduğu anlamına gelir.
Bununla birlikte, MS'i olan kişilerin yüzde 80'inde
MS'i olan yakın bir akraba görülmez.

8. MS KİMLERDE GÖRÜLÜR?
MS kadınlarda erkeklerin neredeyse iki katı bir oranda görülür.

Birleşik Devletler'de yaklaşık 350.000 kişinin MS ile yaşadığı tahmin ediliyor.
Bazı karmaşık MS olgularına tanı koymak zor ve bulaşıcı bir hastalık olmadığı için
olguların bildirilmesi zorunlu yok. Bu nedenle MS'i olan kişilerin gerçek sayısı sadece
tahmin yoluyla hesaplanabiliyor.
Bütün dünyada MS tropikal iklimlere nazaran ılıman iklimlerde daha

sık görülüp ve beyaz tenli,
özellikle de ataları Kuzey Avrupalı olanlar arasında daha sık ortaya çıkıyor.

9. MS'İ DURDURACAK VEYA TEDAVİ EDECEK HERHANGİ BİR TEDAVİ VAR MI?
Bilinen bir tedavi mevcut değil. Ancak atakların sıklığını veya ciddiyetini azaltan ve

özürlülük artışını yavaşlatan yeni tedaviler bulunuyor. Umut veren ilaçlar üzerinde da
çalışmalar sürüyor. MS tedavisi oldukça hızlı değiştiği için doktordan güncelleşmiş
tavsiyeleri almak üzere temas içinde olmanız iyi bir fikir.
Ulusal MS Derneği de yeni gelişmeleri almak için bir bilgi kaynağıdır.
Türkiye için telefon numaraları:
1) Türkiye MS Derneği Genel Merkezi: 0212 275 22 96 - 275 22 97
2) Türkiye MS Derneği Ankara Şubesi: 0312 440 02 65
3) İzmir MS Derneği: 0232 238 88 88
4) Bursa MS Derneği: 0224 442 83 00

10. BELİRTİLERİ İYİLEŞTİRMEYE YÖNELİK HERHANGİ BİR TEDAVİ MEVCUT MU?
Evet. Örneğin, kaslardaki sertleşme bazı ilaçlarla azaltılabilir.

Spastisite ve yorgunluk fizik tedavi rehabilitasyon tedavisi ile de tedavi edilir.
Mesane problemleri bazen çeşitli ilaçlar ile iyileşme gösterebiliyor.

Kendi kendine kateter takma gibi teknikler kolayca öğrenilebilir. İdrar yolları
enfeksiyonlarının
hemen tedavi edilmesi ve yeterli sıvı alımı başka mesane komplikasyonlarını
önlemeye yardımcı olabilir.
Bağırsak problemleri hacimi artırmaya yönelik diyet, fitiller ve ilaçlarla tedavi edilebilirler.
Yakıcı, ağrılı veya sıra dışı duyular ilaçlarla tedavi edilebilirler.
Kognitif problemlerle ise rehabilitasyon ve eğitim ile başedebilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.alevi.dk
PIR KIZI



Mesaj Sayısı: 83
Kayıt tarihi: 27/02/08

MesajKonu: Geri: NÖROLOJİK HASTALIKLAR   Cuma Mart 14, 2008 6:08 pm

11. REHABİLİTASYON NE SAĞLAYABİLİR?
Fizik tedavi (FT) zayıflamış veya eşgüdüm bozukluğu olan kasların kuvvet
kazanmalarına yardımcı olabilir.
FT düzenli hareket egzersizlerini, germeyi, yürüme eğitimini ve bastonları,
yürüteçleri ve diğer yardımcı
aletleri en iyi şekilde kullanmayı, nakil eğitimini (yani örneğin, tekerlekli sandalyeden
arabalara geçmeyi
öğrenmek) ve toplam fonksiyonu ve dayanıklılığı iyileştirmeye yönelik
kuvvetlendirme egzersizlerini kapsayabilir.
Rehabilitasyon tedavisi (RT) günlük yaşamda bağımsızlığı iyileştirmeye hedefler.

RT giyinme, kendine düzen verme, yemek yeme ve araba kullanma
tekniklerini öğretir ve koordinasyon
ve kuvvetlenmeye yönelik egzersizler de sunabilir.
Bir rehabilitasyon terapisi evi veya işyerini güvenilir ve bağımsız
hareket edilebilir mekanlar halinde düzenlemek için aletler ve yollar tavsiye edebilir.
Konuşma tedavisi kasların zayıflaması veya kötü koordinasyonu nedeniyle

konuşma veya yutkunma
zorluğu çekenler için iletişimi kolaylaştırır. Konuşma terapistinin
kullandığı teknikler egzersizi,
ses eğitimini veya özel aletlerin kullanımını içerebilir.

12. EGZERSİZ YARDIMCI OLUYOR MU?
Tek başına egzersiz MS'i düzeltemez ancak genel sağlığı iyileştirebilir ve

kullanılmamaktan veya etkinsizlikten kaynaklanan komplikasyonların önüne geçebilir.
Egzersiz iştah ve uykuyu düzenlemeye yardımcı olduğu ve kendini
iyi hissetmeye katkıda bulunduğu
için düzenli bir egzersiz programı fiziksel olduğu kadar psikolojik
avantajların da elde edilebilmesini sağlar.

13. YA İŞ HAYATI? İŞVERENLERİN NELERİ BİLMESİ GEREKLİDİR?
Kişiden kişiye değişiklik gösteren MS'in, dolayısıyla iş durumu üzerindeki

etkisi de değişiklik gösterir.
Bir krizin ortasında iken -gerek tanının hemen sonrasında, gerek belirtilerin

birdenbire canlandığı
bir sırada- işle ilgili büyük kararlar vermek pek akıllıca olmaz.
İlk olarak, acil sorunlardan kurtulmak için hastanın kendisine zaman tanıması gerekir.
Sonra seçeneklerini anlamasına yardımcı olacak bilgi toplaması önerilir.
Hastanın konulan tanıyı iş arkadaşlarına ve patronuna açıp açmaması kişiye kalır.

Eğer tıbbi bir muayeneyi gerektiren bir iş imkanı sunuluyor ise, tanı ve/veya belirtiler
konusunda dürüst olmanız iyi olur.

14. MS CİNSELLİĞİ ETKİLER Mİ?
MS ile bağlantılı her şey fiziksel belirtilerden duygusal etkisine dek

cinsel hayatı etkileyebilir.
Ancak bu cinsel problemlerin başarılı bir şekilde tedavi edilemeyecekleri
anlamına gelmez.
MS'i olan kişiler tatminkar bir cinsel yaşam yaşayabilirler.
Birkaç önemli öneri:
* Eşinizle duygularınızı paylaşmaya çalışın.
* Dürüstçe iletişim kurun.
* Fiziksel belirtilerle ilgili tıbbi tedavi görün.
* Fiziksel olmayan problemler için bir psikoterapist veya

cinsel terapi konusunda
uzmanlaşmış bir danışmana da başvurulabilir.

15. MS'İ OLAN BİR KİŞİDE DEPRESYONA SIK RASTLANIR MI?
MS tanısı konulduğunda veya MS kötüleştiğinde hasta korku, şaşkınlık,

kontrol kaybı ve bir ızdırap duyabilir. Şu ya da bu zamanda MS'i olan kişilerin
yüzde 30 ila 40'ı doktorların hafif ya da orta derecede depresyon olarak
tanımladıkları öküntüye girmektedirler.
Depresyon bu hastalığın neden olduğu hasarın doğrudan bir sonucu da olabilir.
Depresyon ilaçlarla ve danışmanlıkla tedavi edilebilir.
Kendini rahatsız hisseden hastanın, yardım istemenin zayıflık değil,

güçlülük olduğunu unutmaması gerekir.
Ve bir uzmana sevk etmesi için doktoru ile konuşması önerilir.

16. AİLE DANIŞMANLIĞI YARDIMCI OLABİLİR Mİ?
Bütün aile MS ile yaşar. İş, oyun -neredeyse herşey- açısından

ailenin gündelik alışkanlıklarını
değiştirebilir ve herkes bundan etkilenir. Danışmanlık hizmeti vermek
bütün ailenin hastalığı
alışmasına yardımcı olabilir.

17. ÇOCUKLARA MS'İ ANLATMANIN EN İYİ YOLU NEDİR?
Küçük çocuklar temel, basit açıklamalara ihtiyaç duyarlar.

Konuları gizlemek yerine tartışmak her yaştan çocuk için daha faydalı olur.
Çocuklar genellikle ailelerinin düşündüğünden daha esnektirler
ve acı gerçekleri kabul edebilirler.
Hiç kuşkusuz, bütün çocukların MS ne getirirse getirsin güvenilir
olacaklarına ve bakılacaklarına dair güvence duymaya
ihtiyaç duyarlar.

18. GEBELİĞİN MS ÜZERİNDE BİR ETKİSİ VAR MI?
Çalışmalar gebeliğin MS'in uzun vadeli seyrini değişikliğe uğratmadığı gösteriyor.

Bununla birlikte, birçok kadın gebelik sırasında bir remisyon yaşıyor ve ardından
doğum sonrasındaki belirtilerde geçici bir artış gösteriyor.

19. STRES MS'İ KÖTÜLEŞTİRİR Mİ?
Stresin MS'e neden olduğuna veya kötüleştirdiğine ilişkin kanıt yok.

Ancak MS'i olan kişiler stresle de mücadele tekniklerinden fayda görebilirler:
* Olabildiğince aktif olun -zihinsel ve fiziksel açıdan.
* Zamanı enerjiyi koruyacak şekilde kullanın.
* Yaşamı basitleştirin -öncelikler koyun.
* Gevşeme/meditasyon egzersizlerini öğrenin.
* Çözülmesi zor sorunlar için yardım alın.
* Eğlenceye zaman ayırın ve mizah duygunuzu koruyun.
* Gerçekçi hedefler ve beklentiler oluşturun.
* Değiştirilemeyecek olanı kabul edin.

20. SİGARA VE İÇKİ İÇMEK MS'İ ETKİLER Mİ?
Sigara içmenin MS'i kötüleştirdiğine ilişkin kanıt yok.

Ancak sigara nefes darlığına, akciğer enfeksiyonlarına eğilimli olmaya
ve kalp düzensizliklerine
neden olabilir -bunlar sakatlığa katkıda bulunabilecek bulgular olup kuvvet azlığı ve
ince beceri koordinasyon bozukluğu nedeniyle bu belirtileri gösteren kişi sigara kullanıyorsa,
yangına neden olabilir.
İçki içme ince beceri bozukluğuna, denge bozukluğuna ve kötü konuşmaya neden olur.

Aynı zamanda muhakemeyi kötüleştirir ve davranışı değiştirir. Yine alkolün
MS'i kötüleştirdiğine dair kanıt olmasa da bütün bunlar varolan nörolojik
bulgulara eklenmektedir.

21. SICAKLIK MS'İ NASIL ETKİLER?
Sıcaklık MS'i kalıcı bir şekilde kötüleştirmez. Ancak hepsi olmasa da,

MS'i olan birçok kişi sıcak ve nemli havanın, sıcak bir banyo veya duşun veya
ateşin belirtileri geçici olarak kötüleştirdiği görüşündeler.
Günün sıcağından kaçınmak ve sıcak
su yerine ılık suda banyo yapmak iyi olur. MS'i olan birçok kişi buz torbaları,
buzlu içecekler
ve ılık banyolarla serinlemenin belirtilerin azalmasına yardımcı olduğunu düşünüyorlar.

22. LOKAL YA DA GENEL ANESTEZİ TEHLİKELİ MİDİR?
MS'i olan bir kişi için genel anestezinin taşıdığı riskler herhangi

birinin taşıdığı riskle yaklaşık aynı olup yalnız bir istisna bunun dışında tutulur:
Ciddi, ilerlemiş MS'i olanlar önlem alınmasını gerektiren solunum problemlerine sahip olabilirler.
Allerjisi olmayan hastalar için sadece novokain gibi sık kullanılan lokal anestezilerden

kaçınmak gerekmez.
Doğum sırasında kullanılan epidural anestezi gibi omurilik anestezileri daha problemli olabilir.
MS'i olan çok sayıda kişi epidural anesteziyi iyi tolere edebilse de, bazı nörologlar yöntemde
olası komplikasyonların olduğunu düşünüp, bu yöntemi önermiyorlar.

23. GRİBE KARŞI AŞI YAPTIRMAK GEREKLİ MİDİR?
Grip aşısı tartışmalıdır. Grip aşıları bazı kişilerde MS belirtilerinde bir artışa neden olabiliyor.

Bununla birlikte, grip aşılarının şiddetlenmelerin sayısında bir artışa neden oldukları
fikrini destekleyecek kanıt da halihazırda mevcut değildir.
Öte yandan, grip gibi viral enfeksiyonlar ve şiddetlenmeler arasında bir ilişki olduğuna ilişkin

yeterli kanıt vardır. Gribi izleyerek bir şiddetlenme yaşamış kişiler grip aşısı olmayı düşünebilirler.
Bir kural olarak, immünsupresif ilaçlar kullanan kişilerin her türlü aşılamadan kaçınması gerekir.

24. MS'İ OLAN BİR KİŞİ İÇİN HERHANGİ BİR DİYET ÖNERİSİNDE BULUNULABİLİR Mİ?
MS'in diyete bağlı bir nedeninin olduğuna ilişkin bilimsel kanıt yoktur,

bu nedenle özel bir diyete gerek duyulmaz. Birçok "MS diyeti" mevcuttur
ancak bunların hiçbirinin uzun vadede etkili olduğu kanıtlanmamıştır.
İyi dengelenmiş yemekler genel sağlık için çok önemlidir,

bu nedenle hastanın ne yediğine dikkat etmesi esas alınır.

25. ALTERNAİTF TEDAVİLER YARDIMCI OLUR MU?
Akapunkturun, yoganın, görselleştirme ve gevşeme tekniklerinin veya

katkılı gıdaların (vitaminler dahil) MS üzerinde kanıtlanmış bir etkisi yoktur.
Bununla birlikte, bazı kişiler alternatif tedavilerin kendilerini daha iyi
hissetmelerine yardımcı olduğunu düşünüyorlar.
MS'i olan bir kişi, kendine yardımcı olan her tekniği seçebilir.

Ancak alternatif bir tedavi görmeye karar vermeden önce,
bu tedavinin potansiyel risklerini, yararlarını ve maliyetini araştırması önerilir.
Ayrıca planlarını doktoru ile konuşması tavsiye edilir.


BEL FITIĞI NEDİR?


Bel bölgemizde bulunan omurgaların arasındaki kıkırdak yapının yırtılarak, omurilikten
çıkan sinirleri sıkıştırmasıdır. Önce şiddetli bel ağrısı, daha sonrada ayağa yayılan ağrıyla ortaya çıkar.
Yatak istirahati ve bazı ağrı kesicilerle tedaviye rağmen, ağrısı geçmeyen, sosyal yaşantısı etkilenen
ve ayakta felçler ortaya çıkan hastalarda uygulanan cerrahi girişimler bu gün hızla gelişmekte, hasta kısa
sürede eski yaşantısına dönmektedir. Tedavisinde gecikilen vakalardaysa, ağrılar ve felçler kalıcı olmaktadır.

OMURGANIN YAPISI



Kafa tabanından, kuyruk sokumuna kadar devam eden kemik sistemine omurga denir. Omurga Yastıkçık (disk) dediğimiz kıkırdaklarla birbirine bağlanmış omur cisimciklerinden meydana gelir. Bu karmaşık yapının ortasında omurilik bulunur ve beyinden gelen emirleri , sinirler vasıtasıyla çevre organlara iletir. Omurga aynı zamanda gövdenin dik durmasını sağlayan kemik sistemidir.
Vücut ağırlığının 2/3 kadarına taşıma görevi görür. Bu zorlu görevi sadece omur ve yastıkçık dediğimiz kemik ve kıkırdak sistemiyle değil, bunlar arasındaki bağ dokusu, sırt adeleleri ve karın adelelerinin gücüyle sağlar. Beş adet bel omuru bulunur.
İNTERVERTEBRAL DİSK MESAFESİNİN YAPISI

İntervertebral disk dediğimiz yapı, kısaca omurgalar arası yastıkçık olarak adlandırılır. Omurgalar arası bir eklem olması yanında, omurgalara binen yükü emici göreve sahiptir.
Yapısına baktığımızda 3 ayrı kısma ayrıldığını görürüz:
1-Kıkırdak doku: Alt ve üst omurgalara bütünüyle yaslanan ve tüm omurga genişliğindeki kıkırdak yapıdır. Her iki omurga arasındaki çekirdek kısmı sınırlar.
2-Bağ dokusu (anulus ): Ortadaki çekirdek kısmı çepeçevre saran kuvvetli bir yapıdır. Bu elastik bağ dokusu omurganın ön kısmında en kuvvetli, omurilik ve sinirlerin yer aldığı arka kısım ve özellikle yanlarda daha zayıftır.
3-Çekirdek kısım (nukleus): Jelatin kıvamında , su içeriği fazla bir yapıdır. Çevresini saran elastik bağ dokusuyla birlikte, omurgaya binen basıncı karşılar.







Çekirdek dediğimiz kısmın , bağ dokusu dediğimiz elastik kısmı yırtarak,
omurilik kanalı ve sinir köklerine bası yapacak tarzda
yırtılmasına bel fıtığı diyoruz. Bu yırtılma sonucu çekirdek kısım sadece bağ
dokusunu omuriliğe doğru ittiği gibi (en hafif şekli -bulging) ,
bağ dokusunun tam yırtılmasıyla omurilik kanalında serbest parçacık şeklinde yer alabilir
(en ağır durum- akmış, serbest disk).
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.alevi.dk
PIR KIZI



Mesaj Sayısı: 83
Kayıt tarihi: 27/02/08

MesajKonu: Geri: NÖROLOJİK HASTALIKLAR   Cuma Mart 14, 2008 6:08 pm

BOYUN FITIĞI


BEL FITIĞINDA RİSK GRUPLARI VE HASTALIĞIN SOSYAL YÖNÜNE BAKARSAK


-Çalışma hayatında işgücü kaybına neden olan hastalıklar arasında %25 oranında bel fıtığı görülür.
Bu hastaların iş gücü kaybı bazan 6 aya kadar uzamakta ve bu dönem ne kadar uzarsa tam kapasiteyle
eski işlerine dönme oranı azalmaktadır.
-Hayatının belli bir döneminde bir kez bel ağrısı geçiren kişilerin , 1/3 de ayağa vuran siyatik ağrıları

ortaya çıkmakta ve bel fıtığı gelişmektedir.
-Hayattın 30-50 yaş arasında bel fıtığı gelişme riski daha yüksektir. 60 yaşından sonra daha çok, birden

fazla geçirilen bel fıtığına bağlı olarak,
dar kanal dediğimiz diğer bir klinik durum söz konusudur.
-Erkek kadın arasında hastalığa yakalanma oranında fark yoktur. Ancak hamilelikte,

özellikle aşırı kilo alınması sonucu
bel omurlarındaki basınç artarak, risk yükselmektedir.
-Şişmanlarda hastalık daha yüksek oranda görülür ve tedavisi daha zordur.
-Sigara içilmesinin yırtılan kıkırdağın beslenmesinin bozulmasına neden olarak,

düzelmede olumsuz etkisi vardır.
-Bazı meslek gruplarında hastalığa yakalanma oranı daha fazladır:

Ağır yük taşıma ve bedene yük bindiren meslekler,
uzun süre otomobil kullananlar, masa başında sürekli oturma gerektiren meslekler.
-Sosyo- kültürel farkı daha yüksek kişilerde hastalık hangi aşamada rastlanırsa rastlansın,

tedavi olasılığı daha yüksektir.
-Düzenli egzersiz yapanlarda , özellikle bel ve karın kasları

gelişmiş kişilerde hastalığa daha az rastlanır.


KLİNİK EVRELEME


Bel fıtığı nedeniyle tedavi edilecek hastalar aşağıdaki evrelerden herhangi birinde bulunur.
1- Ani bel ve veya ayak ağrısı, yatak istirahati ve ilaçlarla rahatlama oluyor.
2- Ağrılı dönemler tekrarlıyor, kısmen rahatlama oluyor, fakat sıklıklar artıyor ve düzelme süresi uzamaya başlıyor.
3- Sosyal, iş ve aile yaşantısının zora sokan ağrılı dönemler, hasta bu durumdan çok şikayetçi. İlaç tedavisi ve istirahate cevap vermiyor.
4- Yukarıdaki 3 durumdan biriyle birlikte, ayakta ortaya çıkan kuvvetsizlik, duyu kaybı, idrar ve dışkılama problemleri. Çekilen MR da , şikayetleri net olarak açıklayan bel fıtığı.
5- Yerleşmiş bel ağrısı, genellikle yaşlı hasta , yürüdüğü zaman ayaklarında ortaya çıkan kesiklik,ağrı ve duyu kusurları. MR'da birden fazla seviyede geçirilmiş bel fıtıklarına bağlı, omurilik kanalının daralması.
6- Hiçbir şikayeti kalmamış hastada , MR da görülen bel fıtığı.
7- Hastanın ağrıları geçmiş, ancak kalıcı kuvvetsizlik ve idrar problemleri mevcut.






NORMAL KESİT, OMURİLİK KANALI
BEL FITIĞI
BEL FITIĞI VE MR
OMURİLİK KANALININ DARALMASI
HASTALIĞIN TANISINDA:Klinik muayene bulguları, direkt röntgen, MRİ ( Manyetik Rezonans),
CT( Bilgisayarlı Tomografi) sıklıkla kullanılır.
EMG dediğimiz sinirlerin elektrofizyolojik tetkiki nadiren gerekir



BOYUN FITIĞI NEDİR?


Boyunda 7 adet omur cismi bulunur. Yapıları itibariyle bir önceki bölümde
anlatılan bel omurlarından tek farkları, daha küçük olmalarıdır.
Her omurga arasında yastıkçık dediğimiz kıkırdaklar mevcuttur.
Bu kıkırdak yapının yırtılarak , omurga içinde seyreden omurilik veya kola dağılan
sinirlere baskı yapması donucu oluşan hastalığa boyun fıtığı denir. Hastada şiddetli bir boyun
ağrısıyla birlikte kola yayılan ağrı, uyuşma mevcuttur. Zamanla yırtılan kıkırdak sinirlere
baskı yaparsa kolda kuvvetsizlik, eğer omuriliğin kendisinede bası yaparsa tüm vücutta
hareket kusurları ortaya çıkabilir. Hastalığın çok ileri dönemlerinde yatağa
bağımlı hale gelen hastalara rastlanır.

BOYUN OMURLARININ YAPISI:

Kafa tabanından itibaren 7 adet omur cisminden oluşur. Her omur cisminin ortasında ,
beynin devamı olan omurilik bulunur. Vücudun çeşitli yerlerinden beyine dönen duyular
veya beyinden vücuda dağılan emirler omurilik içinde seyreder. Boyun bölgesinde her
omur cismi hizasından çıkan sinirlerde kola ve sırta yayılarak,
bu bölgelerin duyu ve hareketini sağlar.





Omurgalar arası yastıkçık dediğimiz disk dokusunun dış kısmı
(anulus fibrosus) ve iç kısmı (nucleus pulposus ) bulunur.
Jelatin kıvamındaki iç kısmın , daha kuvvetli bir bağ dokusundan
oluşan dış kısmı yırtarak omurilik ve sinirlere bası yapması sonucu
boyun fıtığı ortaya çıkar. Burada dikkat edilmesi gereken ve
bel fıtığından başlıca fark, sadece sinirlere değil omuriliğin
kendisinede baskı olması sonucu vücudun tamamında kısmi veya tam
kuvvetsizlik oluşmasıdır. Omurilik ilk bel omuru hizasında sonlandığından
ve alt bel omurları içinde sadece ayağa giden sinirler bulunduğundan ,
bel fıtığında belirli sinirin dağıldığı alanda felçler görülür.





BOYUN FITIĞINDA RİSK FAKTÖRLERİ


-Boyun omurları arasındaki kıkırdağın dejenerasyon dediğimiz yıpranması
-Ani ve güçlü boyun hareketleri. Ağır kaldırmak, ani ters dönüşler.
-Baş öne eğik olarak uzun süreli çalışma: Masa başı işleri.
-Özellikle emniyet kemeri takmadan araba kullananlarda ani fren
yapılması veya trafik kazası.
-Geçirilmiş boyun travması, spor yaralanmaları.
-Osteoporoz.




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.alevi.dk
PIR KIZI



Mesaj Sayısı: 83
Kayıt tarihi: 27/02/08

MesajKonu: BOYUN FITIGI   Cuma Mart 14, 2008 6:12 pm

BOYUN FITIĞI İLE KARIŞAN HASTALIKLAR:

-Fibromyositis: Sık tekrarlayan boyun ve bel adelelerinin spazmıdır.


-Fibromyositis: Sık tekrarlayan boyun ve bel adelelerinin spazmıdır.
Halk arasında adele romatizması olarak bilinir.
-İmpigman Hastalığı: Omuz ekleminin sertleşmesi ve kola yayılan
çok şiddetli ağrıyla seyreder. Hastalık özellikle geceleri daha şiddetli ağrı yapar.
-Sinir Tuzaklanmaları: Omurilikten çıkarak dağılan sinirlerin kolda belli
noktalarda sıkışmasıdır. En iyi bilineni El-Bilek Kanalı Hastalığı olup, orta
yaşı geçmiş özellikle kadınlarda veya bilek kuvveti
gerektiren herkeste geceleri kolun tamamına yayılan ağrı ve uyuşmalardır.
Boyun fıtığı ile birlikte olursa çift tuzaklanma
denir ve her ikisininde aynı anda tedavisi gerekir. Sinir tuzaklanmaları
hakkında bir sonraki konuda ayrıntılı bilgi verilmiştir.
-Tenosinovit: Koldaki adelelerin kılıfının zorlama veya romatizmal
nedenlerle şişmesi sonucu ortaya çıkar. Bölgesel ağrılarla seyreder .

BOYUN FITIĞININ TANISINDA KULLANILAN YÖNTEMLER:

Klinik muayene , Servikal MR, Servikal BT, EMG. Klinik muayene
ve Servikal MR mutlaka yapılmalıdır. EMG sinir tuzaklanmalarını ayırmada gerekirse kullanılır.




BOYUN FITIĞININ EVRELEMESİ:

Bel fıtığı tanısı alan hasta aşağıdaki klinik durumdan herhangi birinde olabilir.
1-Şiddetli boyun ağrısı ve veya kola vuran ağrı.
2-Orta düzeyde sık tekrarlayan ağrılar.
3-Ağrıyla birlikte kolda kuvvetsizlik veya uyuşma gibi sinir hasarı bulguları.
4-Ağrıyla birlikte kollar ve ayaklarda kuvvetsizlik ve uyuşma.
5-Kollar ve ayaklarda giderek artan güç kaybı ve uyuşma, ağrı ön planda olmayabilir
(Tekrarlayan boyun fıtığı ataklarını takiben omurilik kanalında kireçlenmeye bağlı daralma).
Kas
bifurkasyon
İki dala ayrılma yeri.

defekasyon
Dışkının dışarı atılması.

entoksikasyon
Yakınlarda alınmış bir maddeyle ilişkili kavgacılık,yargılama

kusurları gibi uyumu bozucu davranışların ortaya çıkması durumu.
formikasyon
Cildin üzerinde veya altında karıncalanma duyusu.

identifikasyon
Ölmüş kişinin hala var olduğu ilişkin duyumlar.

kastrasyon
Genellikle transseksüellerde görülen penis veya testisleri kesme davranışı.

otoerotikasfiksi
Kişinin erotik duyumlarını keskinleştirmek ve hafif hipoksi yoluyla

orgazmın şiddetini artırmak için bir yandan kendini boynundan asarken
diğer yandan masturbasyon yapmasıdır.
psikasteni
Karar verme zorluğu,kuruntu,fobiler ve verimsiz uğraşlarla kendini

gösteren bir tür nevroz.
abdüktör
Orta çizgiden uzaklaştıran (genelde kas yada sinir bu işi yapar)

adrenalin
Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur.

Hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı,
kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza
değişmesi ve b
afoni
Ses kaybı. Kısmi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konuşma

kaslarını kontrol eden sinirlerin hastalığı veya zedelenmesi, boğaz, gırtlak
hastalıkları veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, şuuraltı, hiç konuşamamak
veya özel bir durumda konu
ağrılı aybaşı hali
Tıp dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybaşı kanamasının

başladığı ilk gün görülür. Bazı kimselerde, ağrılar aybaşı kanamasının
başlamasından bir kaç gün önce ortaya çıkar ve kanamanın başlamasıyla kesilir.
Bir kısmında da kanama başlamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç
gün içinde hissedilir. Bu çeşit ağrılara, çoğunlukla 18-24 yaşları arasındaki
kadınlarda rastlanır. Ağrı, göbek altında veya bacakların üst kısmında
kasılmalar şeklinde başlar. Kusma görülebilir. Yüz, sararır ve terleme artar.
akatizi
İlaçlara ikincil olarak kaslarda öznel olarak duyumsanan gerginlik,

yerinde duramama, adımlama hareketleridir. Tekrar tekrar oturup kalkmaya
neden olabilir. Yanlışlıkla psikotik ajitasyon sanılabilir.
antispazmodik
Spazm çözücü, daha çok iç organlardaki düz kasların kasılmalarını

çözen ilaç grubuna verilen isim.
asidoz
Organizmanın asit baz dengesinde asit yönünde

bozulma sonucu ortaya çıkan intoksikasyon tablosu.
aşil tendonu
Baldır arka kısmındaki kas grubunun, topuk kemiğine

birleşmesini ve ayağın aşağı yukarı hareketini sağlayan yapı (kiriş).
ataksi
kas koordinasyonunda bozukluk; kas hareketinde düzensizlik.

ayak burkulması
Yürürken, koşarken veya atlarken ayak kaslarının beklenmedik

bir durumla karşılaşması sonucu görülür. Burkulmadan hemen sonra ağrı,
şişme ve morarma olabilir.
batın
Gövdenin, göğüs ve pelvis bölgeleri arasındaki kısmıdır.

Göğüsten, bir kas bölme teşkil eden diafragma ile ayrılmış olan batının, alt kısmında
pelvis boşluğu ile devamlılığı vardır.
bayılmalar
Geçici olarak uyanıklık halinin kaybolmasına halk arasında bayılma tıp dilinde senkop denir.

Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmıştır. Bayılmanın nedeni; yorgunluk,
uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekliği, gebelik, kansızlık, damar
sertliği ve kalp hastalıklarıdır. Bayılmadan önce baygınlık hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alır.
Ar kasından da terleme, çarpıntı, göz kararması ve baş dönmesi görülür.
Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş hastayı hemen yatırmak, elbise ve çamaşırlarını
gevşetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatılır.
böbrek iltihabı
Böbreklerin iç kısımlarının iltihaplanmasıdır. Tıp dilinde piyelonefrit adı verilir.

İki çeşiti vardır: Akut Böbrek İltihabı : Ani olarak ortaya çıkan, titreme,
kaburga altlarında ve yanlarında başlayıp, kasıklara kadar yayılan
bir ağrı ile kendini gösterir.
Sık sık idrara gitmek ihtiyacı duyulur. İdrar çıkarken de yanma ve ağrı hissedilir.
İlk önlem olarak belin iki yanına sıcak su torbası konur. Bol su, limonata ve açık çay içilir.
Kronik Böbrek İltihabı : Akut böbrek iltihabının gereği gibi tedavi edilmemiş olması,
kronik böbrek iltihabının başlıca nedenidir. Hastada iştahsızlık, ateş, halsizlik, baş ağrısı,
ağrılı idrar etme ve bel ağrıları görülür. Yapılacak ilk iş, bol bol meyva suları içmek
ve aşağıdaki reçetelerden birini uygulamaktır. Ayrıca tuz ve hayvani gıdalar azaltılmalıdır.
çocuk felci
Omuriliğin ön kordonlarının iltihaplanması sonucu felçle neticelenen bir hastalıktır.

Tıp dilinde poliomelitis denir. Bilhassa yaz ve sonbahar aylarında görülür.
Nedeni bir çeşit virüstür. Lağım sularının yiyeceklere bulaşması, sineklerin
taşıdığı mikroplar,
hastalığa yakalanmış kişinin ağız ve burnundan çıkan damlacıklarla bulaşır.
Çocuk felcine küçükler yakalanabileceği gibi büyükler de yakalanabilir.
Hastalık mikrop kapıldıktan 7-21 gün içinde ortaya çıkar. Hastada ateş, baş ağrısı,
boğaz ağrısı, kusma, yorgunluk, boyunda kasılma, ve sırt ağrıları vardır.
Hastalığın ilk günlerinde gerekli tedaviye başlanmazsa, özellikle kol ve bacaklarda
felç görülür.
Hastalığın başlangıcında hastayı diğer kimselerden ayırmak ve yatırmak gerekir.
Çocuk felcinden korunmak için Salk aşısı veya Sabin aşısı yaptırmak gerekir.
Bu aşının ilki çocuk 6 aylık olmadan önce, ikincisi ilk aşıdan 2 ay sonra, üçüncüsü,
ikinci aşıdan 6 ay sonra yapılır. 5 ve 15 yaşlarında da tekrarlanır.
Tedavi için mutlaka doktora başvurmak gerekir.
demiyelinizasyon
Sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı.

doğum sancıları
Doğum sancıları; doğumun habercisidir. Başlangıçta 20 dakikada

bir gelen doğum sancıları,
daha sonra sıklaşır ve her seferinde döl yatağı kasılıp, sertleşir.
Sancılar sırasında
kanama görülmezse korkulacak bir şey yoktur.
ekolali
Bir kişinin başkasının sözcük veya tümcelerini psikopatolojik olarak yinelemesidir.

Tekrarlayıcı ve dirençlidir. Genellikle alay ediyormuş gibi görülür.
Bazen çok kısa tekrarlar veya heceler olarak görülebilir.
ektoderm
Gastrulasyon safhasındaki embriyoda oluşan üç tabakadan dışdaki;

dış hücre tabakası.
envazyon (invasion)
Yayılma, örneğin kafatasındaki bir tümörün beyin dokusuna

envazyonu denince tümörün beyine yayılması kas tedilir.
epitel
Organ ve vücut yüzeylerini örten hücre tabakası.

fascia
kasların üzerini örten zar

felç
Sinir sisteminde meydana gelen bir bozukluktan dolayı,

kas gücünün kaybolmasına felç, nüzül veya inme denir.
Tıp dilinde ise paralizi veya serebral tromboz denir.
Hafif ve ağır olmak üzere iki şekli vardır. Tedavinin ilk ve önemli
şartı hastanın neşesini kaybetmemesi ve en kısa zamanda iyileşeceğine
inanmasıdır.
fıtık

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.alevi.dk
PIR KIZI



Mesaj Sayısı: 83
Kayıt tarihi: 27/02/08

MesajKonu: Geri: NÖROLOJİK HASTALIKLAR   Cuma Mart 14, 2008 6:13 pm

Vücudun herhangi bir organının; genellikle bağırsağın, kaslar arasındaki zayıf bir noktadan dışarı çıkmasına fıtık denir.
Fıtık olan yerde, şişlik görülür. Öksürünce veya ıkınınca büyür.
Ağır işler yapmaktan, öksürmekten ve ıkınmaktan, hoplayıp zıplamaktan
kaçınmak gerekir.
Ameliyat olunmayacaksa, fıtıkbağı kullanmak faydalıdır.
gıda zehirlenmeleri
Gıda zehirlenmeleri; çoğunlukla bayatlamış ve bozuk

yiyecekler veya bayat balık yedikten sonra görülür.
Belirtileri : Hasta solumakta, yutkunmakta güçlük çeker. kaslarında ağrı ve
kramplar vardır.
Baş dönmesi, halsizlik, mide ağrısı ve bulanık gördüğünden şikayet eder.
Bazı hastalarda kabızlık, bazılarında da ishal görülür. Yapılacak ilk iş,
hastayı kusturmaktır.
Gerekiyorsa sunni solunum da yapılır. Vakit kaybetmeden hastaneye götürülür.
havale
Vücut kaslarının ani ve şiddetli olarak kasılması sonucu ortaya çıkan duruma

havale denir.
Büyüklerde havale çoğunlukla sara nöbetleri sırasında görülür.
Küçük çocuklarda görülen havale, sinir sisteminin değişik nedenler
karşısında göstermiş olduğu bir tepkidir. Bu tepkiler de; kemik hastalıkları,
yüksek ateş, boğmaca, devamlı hazımsızlık, bağırsak şeritleri veya diş
çıkarmalardan kaynaklanabilir. Ayrıca bu duruma sinir sistemi veya beyinde
meydana gelen bir hastalık da neden olabilir. Havale geçiren çocuğun gözleri
sabit bir noktaya çevrilir, çenesi de kenetlenir. Dudakları, yüz kasları, kol ve bacakları,
önce şiddetli bir şekilde kasılır, sonra da çırpınmaya başlar. Ağzından da köpük gelir.
Bütün bunlar bir iki dakika devam eder. Sonra bütün belirtiler kaybolup, uykuya dalar.
Hastalığın bir nedenini bulmak için mutlaka bir doktora başvurmak gerekir.
Bu arada çocuğu sessiz, loş bir odaya yatırmak, elbise ve çamaşırlarını
gevşetmek faydalıdır.
hıçkırık
Solunum kasları ve özellikle diyaframın uyarılması sonucu ortaya çıkar.

Tıp dilinde singultus denir. Nedenleri çeşitlidir. Basit hıçkırıklar; çoğunlukla
mide gazı, sıcak ve baharatlı yemekler, sinir bozukluğundan kaynaklanır.
Ayrıca; bazı kalp, karaciğer, bağırsak ve pankreas hastalıkları, zatülcenp veya
zatürreede de görülebilir. 3 saatten fazla süren hıçkırıklarda, doktora başvurmak gerekir.
hipofiz
Beyin tabanında burun arkasının üst kısmına uyan bölgede hormon salgılayan bir bezdir.

idrar tutamamak
Bazı kimseler, öksürme, aksırma, gülme, ağlama, hallerinde veya heyecanlandıkları

zaman idrarlarını tutamayıp kaçırırlar. Bu durum bilhassa çok doğum yapmış
kadınlarda sık görülür.
Nedeni ön ve arka boşaltım kanallarındaki kasların zayıflamış olmasıdır.
Ayrıca böbrek veya idrar yollrındaki taş veya tümör, omuriliğin
hastalanması da idrar tutamamaya neden olabilir.
Küçük çocuklarda ise, bağırsak solucanları idrar kaçırmaya neden olabilir.
isteri
Psikonevrozlar grubuna giren bir çeşit hastalıktır.

Tıp dilinde babinski hastalığı veya pithiatisme adı verilir.
Hastalığın belirtileri; hastanın sosyal ve entellektüel seviyesine göre değişir.
Hastanın gayesi, çevresinin ilgisini üzerine çekmektir.
Bunun için aşağıdaki şikayetlerin biri veya birkaçı birden görülebilir.
Hastada; ağrılar, baş dönmesi, bayılma, iştahsızlık, titreme, boğazında
düğümlenme duygusu, kaslarda gerilme, geçici körlük, sağırlık, herhangi bir uzuvda
uyuşma, hafıza kaybı görülür. Tedavinin temeli telkindir.
jerk
kasın gösterdiği ani kasılma hareketi

karaciğer hastalıkları
Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında

koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır.
Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir.
Karaciğerin görevi : - Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.
- Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler. - Vücudun ısısını ayarlar. -
Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar. - Yağ, protein, şeker ve kan yapımı
için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar. - Hormonların görevleri
üzerinde etkili olur. Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini
yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri,
karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı
ve safra kesesi taşıdır. Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri : Hasta, sağ böğründe
ağrı hisseder. Bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan
gaz pis kokar.
Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür.
Hazımsızlıktan
şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar.
Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi
sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır.
Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür.
Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar.
katapleksi
kas tonusunda çeşitli emosyonel durumların tetiklediği geçici kayıp ve zayıflık.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.alevi.dk
PIR KIZI



Mesaj Sayısı: 83
Kayıt tarihi: 27/02/08

MesajKonu: Geri: NÖROLOJİK HASTALIKLAR   Cuma Mart 14, 2008 6:16 pm

Bir kişiye ALS teşhisi konulduğunda hasta daha önce hiç bilmediği bir dünyaya adım atar.
Kaldı ki sağlık görevlilerinin pek çoğu için bile yabancı bir dünyadır burası.
Hasta nöroloji
denen sinirlerle ilgili bilim dalının dilini anlamaya başladıkça herşey yerli
yerine oturmaya
başlayacaktır. Bu dünyanın da edinilmesi gereken deneyimleri, sıkıntıları olduğu
kadar umutları olduğu görülebilir çok geçmeden.
Bu yazının hastalığı anlamaya hizmet etmesi dileğiyle...

ALS yani amiyotrofik lateral skleroz, ilerleyici bir sinir sistemi hastalığıdır.

Hastalık alt ve üst motor sinirleri etkiler. Motor sinirler beyinden omuriliğe,
oradan kaslara giderek hareketlerimizi düzenler. Bu hastalık motor sinirleri
etkileyerek kas hareketlerine engel olur. Hastalığın ileri evrelerinde felç gelişir.
Buna karşılık genellikle akli yetenekler etkilenmez.
[
Farklı Adlandırmalar
Hastalığın adının anlamı omurilikte kasları besleyen yan (lateral) taraftaki

sinirlerin zarar
görmesiyle kasların beslenememesi ve katılaşmasıdır. Hastalık ABD'de
Lou Gehrig hastalığı olarak biliniyor. Bazı Avrupa ülkelerinde MNH yani
motor sinir hastalığı ya da Charcot hastalığı olarak da geçiyor.
Aslında MNH, ALS'nin de içinde olduğu hastalık grubunun genel adı.
Charcot ise hastalığı ilk tanımlayan hekim. Uluslararası isim olarak
genellikle ALS/MNH veya İngilizce metinlerde ALS/MND geçmektedir.
]

Hastalığın Nedeni
Hastalığın nedeni tam olarak bilinmiyor. Araştırmacılar sinirlerin bağlantı

yerlerinde glutamat denen bir nörotransmitterin aşırı miktarda bulunduğunu,
bunun normal iletiyi engellediğini buldu. Bu fazlalığın nedeni ise henüz bilinemiyor.
Tarım ilaçları gibi bazı çevresel etkenlerin hastalığı tetiklediğinden
şüpheleniliyorsa da kesin bir bilgi yok henüz.


Hastalığın Gidişi
Hastalığın başlangıç belirtileri çok hafif olduğundan çoğu kez farkedilmeyebilir.

Hastalık özellikle kol ve bacaklarda olmak üzere kas güçsüzlüğü ile başlar.
Konuşma, çiğneme ve nefes alma etkilenir.
Yutmanın bozulması sonucu, ağızda tükürük birikmesi de konuşmayı zorlaştırır.

Kaslar sinirler tarafından uyarılmadığında yapısı bozulur ve iş görmez hale gelir.

Kol ve bacaklar incelir. Özellikle el ve ayak kaslarında seyirme ve kramplar olabilir.
Kişi kol ve bacaklarını iyi kullanamaz. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir.

Başlangıç belirtileri her hastada aynı olmaz. Kimi hasta halının saçaklarına takılmaya,

tökezlemeye başlar; kimi hasta eşyaları kaldırmakta zorlanır,
kimisi de konuşurken kelimeleri yuvarladığını fark eder.

Kas zafiyeti önce bir kas grubundan başlar, yavaş yavaş diğer kas gruplarına yayılır.

Kaslardaki iş görememenin derecesi ve hastalığın ilerleyişi hastadan hastaya değişir.
Solunum kaslarının giderek daha fazla etkilenmesi ve
buna bağlı solunum güçlüğü hastalıkta gelinen son aşama olur.

Hastalıkta genel olarak duyular, idrar ve barsak işlevleri, cinsel işlevler etkilenmez.

Kalp kası zarar görmez. Göz kasları çoğu kez en son etkilenen kas olur,
kimi zaman da hiç etkilenmez. Kişinin zihni yetenekleri normaldir.

Hastalığın Oluşumu
Hastalığın nedeni bilinmediğinden nedene yönelik olarak da tedavi edilemiyor.

Üst motor sinirlerin yani beynin motor korteksinin hasarı sonucu
kas spastisitesi ve katılık oluşur.
Beyin sapı ve omurilikte bulunan alt motor sinirlerin hasarı ise kas güçsülüğü,
atrofi (kas erimesi) ve fasikülasyona (kas seyirmeleri) neden olur.
ALS genellikle hem üst hem de alt motor sinirleri tutar.
Fransız nörolog Charcot ilk kez 1874 yılında hastalığın özelliklerini tanımlamış,
omurilik ve kas belirtilerine dayanarak ALS ismini vermişti.

Hastalık her kesimden insanda görülebilmesine karşın ALS'ye erkeklerde

ve yaşlılarda daha fazla rastlanır. Ortalama başlangıç yaşı 55 olsa da,
son zamanlarda daha genç kişilerde teşhis edildiği gözleniyor.
ALS 12 yaşında da, 98 yaşında da görülebilir.

Toplumda rastlanma sıklığı olarak 100.000 kişide 0.5-2.4 sayısı veriliyor.

Belli bir nüfusa bakıldığında ise yüz bin kişiden on birinin hasta olduğu görülür.

ALS bulaşıcı bir hastalık değildir. Ama bazı kişilerde kalıtsal yani ırsi özellik gösterebilir.

Tüm ALS hastalarının yaklaşık %10'unda hastalık kalıtsaldır. Bu duruma ailevi ALS deniyor.
Kalıtımla ilgisi olmayan tipe ise sporadik ALS denir. Ailevi tipte
anne veya baba ALS olduğunda doğan her iki çocuktan birinde hastalık olabilir.

Hastalığın Teşhisi
ALS nöroloji denen sinir hastalıkları uzmanlığını ilgilendiren bir hastalıktır.

Hastalık pek çok kas ve sinir hastalığı ile karışabildiği için teşhis uzun zaman alabilir.
Teşhiste manyetik rezonans görüntüleme ve elektromiyogram denen yöntemlerden,
kastan parça alınarak değerlendirilmesinden ve kanın incelenmesinden yararlanılabilir.
Elektromiyogram kasın etkinliğinin normal olup olmadığını gösteren bir testtir.

Bazı kişilerde sonradan ALS'nin sık rastlanan türüne dönüşen

bazı motor sinir hastalıkları görülür. Bunlar:

• Progresif bulbar felç: Beyin sapını etkileyerek konuşma ve yutma güçlüğüne neden olur.
• Progresif kas atrofisi: Alt motor sinirleri etkileyerek iskelet kaslarında zafiyete neden olur.
• Primer lateral skleroz: Üst motor sinirleri etkileyerek spastisiteye neden olur,

ilerleyişi daha yavaştır.
parkinson hastalığı
Tremor, düzlenmiş duygudurum ve salya akması gibi klinik özelliklerin eşlik

ettiği nedeni genelde nörolojik olan bir tür ekstrapiramidal sendromdur.
titremek
Tıp dilinde tremor denilen titremek, irade dışında meydana gelen bir hastalık belirtisidir.

El ve ayak titremesi; daha ziyade, nevroz, isteri veya nevrasteninin belirtisidir.
Hafif titremeler, genellikle, guatr, alkolizm, kurşun veya cıva zehirlenmesi
ya da ihtiyarlığın işaretidir. Şiddetli titremeler parkinson hastalığı ve uyku
hastalığında görülür.
tremor
İrade dışı titremelere verilen addır. Örneğin, Hipertiroidi (Tiroid bezinin fazla çalışması)

adı verilen rahatsızlıkta ellerde görülen ince amplitüdlü titremelere tremor adı verildiği gibi,
parkinson da görülen kaba ve büyük amplitüdlü titremelere de trem
Depresyon Nedir?

Kişide kalıtımsal, çevresel ya da hormonal bozukluklar sonrasında gelişen çökkünlük halidir.

Aşağıdaki dokuz belirtiden en az beşinin (ilk iki belirtiden en az biri bulunmak üzere),
en az iki hafta süresince var olması durumuna "major depresyon" denir.

Belirtiler

1-Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali

( kendini mutsuz,ağlamaklı,kederli hissetme hali).
2-Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı ilgi ve

zevk almada azalma (daha önce keyif alınan işler,hobiler ve alışkanlıklardan
artık hoşlanmama
,mecburen yapma hali,(dünyayı verseler umurumda değil şeklinde
bıkkınlık hisleri,bazı kişilerde cinsel isteksizlik ).

3-Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da alımı

( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 'inden fazlasının artması ya da azalması)
ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması.

4-Hemen her gün uykusuzluk ya da aşırır uyku hali.

5-Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik,hareketlilik

halinde azalma ya da huzursuzluk (oturmayı veya yatmayı yeğleme ya da
sıkıntıdan yerinde duramama)

6-Hemen her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar enerjik hissetmeme.

7-Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini beğenmeme,

suçlu ya da günahkar hissetme hali.

8-Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma olması

(konuşulanlara,okunan şeylere,izlenilen tv programlarına dikkatini verememe,
söylenilenlerin bir kulaktan girip diğerinden çıkması gibi) ya da kararsızlık hali.

9-Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı.

Depresyonu Anlamak

Çoğu araştırmada % 8-20 oranında major depresyon düzeyinde depresif

şikayete rastlanmıştır. Kalıtımsal eğilimin olduğu major depresyon vakalarının
30 lu yaşlarda en yüksek düzeyde olduğu gözlenmiştir.

Major depresyon ayrılmış ve boşanmış kişilerde en çok;bekar ya da evlilerde

ise önceki gruba oranla daha az gözlenmiştir. Eşini yeni kaybetmiş kişilerde
ise gene yüksek oranda major depresyona rastlanmıştır. Gene bir çalışmanın
sonuçlarına göre bekar kadınlarda evlilere göre daha az oranda depresyona rastlanmış ;
erkeklerde ise evlilik, depresyon riskini bekarlığa göre azaltmıştır.
Bu kişilerin ailelerinde intihar ve alkolizme yüksek oranda rastlanmıştır.

Yapılan bir çalışmada son beş yıl içinde en az altı ay süre ile işsiz kalan

kişilerde 3 kat daha fazla major depresyona rastlanmıştır.

Major depresyonun erkekler için hayat boyu görülme

olasılığı % 2-12 ; kadınlar için % 5-26 arasında bulunmuştur.
Araştırmalara göre her yıl major depresyon hastalarına yüz bin
kişide 247-598 kadın; 82-201 erkek yeni vakanın eklendiği saptanmıştır.

Depresyonun oluşumunda etkili olan kişisel özellikler:

-Öfke ve nefretin, çevresindeki kişilerin kaybına yol açacağı düşüncesiyle

onlara yönlendirilemeyip, kendisine yönlendirilmesi (bu yapıdaki bir kişilik
hayatın ilk 1-2 yıllık döneminde düzenli ve yeterli bir anne-çocuk ilişkisi
yaşamamıştır.Kişinin yaşadığı depresyon gerçek
ya da farz edilen bir kayıp ile bağlantılıdır).
- Kişinin kendisi,çevresi ve gelecekten beklentileri,idealleri ile

kendi gerçek durumu o kadar farklı, gerçekdışı ve orantısızdır ki , bu yüksek
standartlara ulaşamamak kişide güçsüzlük ve yalnızlık düşünceleri ile
depresyona yol açabilir.

-Kişinin süper egosu ( üst benlik) o kadar kuvvetli ve baskındır ki sürekli

kişiyi kısıtlayıp, suçlar, zevk verici ,rahatlatıcı etkinliklerden ala koyup,
adeta işkence eder.

-Kişinin çevresindekiler ondan o kadar çok şey beklemektedir ki ,kişinin

bu beklentileri karşılaması olanaksızdır. Bu da zayıflık ve çaresizlik
düşüncelerinin gelişip, depresyona gidişe yol açabilir.

-Kişinin küçüklüğünden itibaren sevip, saygı ve gurur duyacağı,

ondan da destek ve sıcaklık göreceği, benzemek istediği, imrendiği,
idealize ettiği düzeyde bir kişi (baba, anne, öğretmen ,akraba vs) yoktur.
Bu da kişiliğin gelişimini olumsuz yönde etkiler ve kendine güven
kaybı ve depresyona yol açabilir.

-Çocuklukta anne-baba ayrılığı ya da kaybı, stresli koşullar karşısında

yeterli desteği bulamayıp, yanlış ya da yetersiz başa çıkma mekanizmaları
geliştirmesine, bu da ileri dönemde depresyona zemin hazırlayabilir.

- Sahip olunan kişilik yapıları da depresyon gelişiminde etkilidir.

Obsesif-kompulsif ,bağımlı, histrionik ve sınırda (borderline)
kişilik bozukluğu gösterenlerde depresyona eğilim daha yüksektir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.alevi.dk
 

NÖROLOJİK HASTALIKLAR

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KORKULERLILERIN YERI ::  :: -