KORKULERLILERIN YERI

Insan olan ve soyleyacek veya paylasacak dusuncesi olanlarin yeri.
 
PortalAnasayfaGaleriSSSAramaKayıt OlKullanıcı GruplarıGiriş yapkorkuler

Paylaş | 
 

 KERBELA BİR MEKTEPTİR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Hasan palaz



Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 44
Kayıt tarihi : 10/03/08

MesajKonu: KERBELA BİR MEKTEPTİR   Perş. Mart 13, 2008 3:08 am

KERBELA BİR MEKTEPTİR



Alınması gereken dersler farklı açılardan bakan herkese göre değişir onlardan bazıları şöyledir.
Düşmanı Affetme
Genelde düşman, düşmanını affetmez ve onu bağışlamaz. Düşman tarafların birbirini affettiği oldukça az görülmüş bir şeydir.
Ama İmam Hüseyin (a.s) Mekke'ye dönmesine ve Kufe'ye gitmesine engel olan ve ona düşmanla karşılaşmaktan başka bir yol bırakmayan kimseyi bile affetti.
Hür b. Yezid-ir Riyahi İmam Hüseyin'in (a.s) ona yaptığı iyiliklere rağmen onu Kufe'ye gitmekten, Medine'ye dönmekten veya başka bir yere yönelmekten alıkoymuştu. Halbuki İmam onu ve ordusunu susuzluktan ve ölümden korumuştu. Ama buna rağmen yaptıklarından pişman olup, özür dileyince, İmam (a.s) onu bağışladı ve özrünü kabul etti. Savaşıp yere düştüğünde başucuna gelerek onu medhedip şöyle buyurdu:
Annen seni Hür olarak adlandırmakla hata etmedi. Şüphesiz ki sen dünyada hür idin; ahirette de saadete erenlerden olacaksın.
Hedef, Hidayettir, Kan Dökmek Değil
Kıyamların çoğunda görüldüğü üzere iş başına geçenler hemen intikam almaya kalkışmışlardır. Düşmanlarının kanına susayarak kan dökmek ve insanları öldürmekle meşgul olmuşlardır.Ama İmam Hüseyin (a.s) asla bu yolu denememiştir. İmam (a.s) zor şartlar altında dahi insanları, özellikle de tağutların aldattığı kimseleri hidayet etmek istemiştir.Bu yüzden İmam Hüseyin (a.s) savaşı ilk başlatan kimse olmaktan sakınıyordu. Nasihat, vaaz, hatırlatma ve sakındırma yollarına başvuruyordu.
Hür, yol esnasında İmam'ı muhasara edince Züheyr ibn-il Kayn şöyle dedi: Ey Resulullah'ın torunu! Bunlarla savaşmak, sonradan gelenlerle savaşmaktan daha kolaydır bize. Daha sonra gücümüzün yetmeyeceği kadar (ordu) gelecektir. Ama İmam (a.s) savaşı ilk başlatan ben olmayacağım. diye cevab verdi. Sonra da onlara nasihat etmeye ve kendini tanıtmaya başladı.
Tarihin de şahid olduğu üzere İmam (a.s) Medine'den çıktığı andan şehadetine kadar sürekli insanları hidayet ve irşad etmekle meşgul idi.Tarih Hz. Hüseyin (a.s)'ın yıl boyunca fert ve cemaatlere yaptığı nasihat, söz ve hutbelerini kaydetmiştir. Bunların hepsi de İmam Hüseyin'in, insanları uyandırma, kendine getirme, irşad ve hidayeti için elinden geldiğini esirgemediğine delalet etmektedir. İmam bütün bunları ümmetin dini ve siyasi vazifeleriyle amel etmesi ve de kan dökülmemesi için yapıyordu. Hatta savaşmak zorunda kalınca da savunma hedefiyle savaşıyordu. İnsanları boş yere öldürmekten çekiniyor, zaruri olduğu ölçüde harb ediyordu.


Yardıma Zorlamamak
İmam Hüseyin (a.s), ashabını kendine yardım edip etmeme konusunda serbest bıraktı. Onları yardıma zorlamadı. Aşura gecesi ashabına şöyle dedi: Bilin ki yarın düşmanla karşılaşacağımız gündür. Ben hepinize gitmek hususunda izin veriyorum. Üzerinizde hiç bir hakkım yoktur. Her tarafı bürüyen gece karanlığından yararlanın, her biriniz de Ehl-i Beytim'den birinin elini tutup gitsin. Allah sizi hayırla mükafatlandırsın. Bunlar sadece beni istiyorlar. Beni ele geçirirlerse sizden vazgeçerler. Ama İmam'ın ashabı, kardeşleri ve oğulları onu yalnız bırakmayacaklarını, onu koruyacaklarını söylediler. Çünkü onlar şehadet aşıklarıydı.
Muhammed b. Bişr-il Hazremi, İmam'ın ashabından biriydi. Rey yakınlarında oğlunun esir düştüğünü haber alınca şöyle dedi: Maruz kaldığım bu müsibete Allah'ın rızası için tahammül ediyorum. Oğlum esir olduktan sonra ben sağ kalmayı sevmiyorum.
İmam Hüseyin (a.s) onun bu sözünü duyunca şöyle dedi: Allah sana rahmet etsin. Beyatimi üzerinden aldım. Git ve oğlunu kurtarmaya bak.
Bişr şöyle dedi: Ya Eba Abdillah, eğer sizden ayrılacak olursam yırtıcı hayvanlar beni diri diri parçalasınlar.
İmam da şöyle buyurdu: O halde bu zırh ve kalkanları al ve oğlun Muhammed'e ver, o kardeşini kurtarmaya çalışsın. İmam Hüseyin'in verdiği şeyler bin dinar değerinde idi.
Geçen ahlaki örneklerden şu neticeleri alabiliriz;
Evvelen: Hüseyin'in (a.s) kıyamı sadece zalim bir hükumetin aleyhine başlatılan siyasi ve askeri bir hareket değildi. Aynı zamanda bu hareket Emevi rejiminin temsil ettiği ve halifelerinin sahiplendiği bir takım bozuk ve düşük değerler aleyhine başlatılan bir kıyamdı.
Emevi rejimin başında Yezid b. Muaviye b. Ebi Süfyan adında bir fasık bulunuyordu. İmam onun hakkında şöyle buyurmuştu:
Ben Peygamber'in Ehl-i Beytin'denim Allah insanları yönetmeği bizimle başlattı ve bizimle de bitirecek. Ama Yezid şarap içen, facir ve suçsuz insanları öldüren birisidir. Benim gibisi onun gibisine beyat etmez.
Hakeza İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:
İslam ümmeti Yezid gibi bir idareciye kaldıysa İslam'la vedalaşmak gerekir.
İkinci olarak: İmam Hüseyin'in kıyamı her asırda inkılapçı ve mukaddes bir hedef ve şerefli bir gaye taşıyan insanlar için bir mukaddes amaçların sadece mukaddes ve şerefli araçlarla elde edilmesi gerektiğini öğretti. Yani Makyavelist öğretilerinin bu mektebin nazarında tamamen reddedildiğini ortaya koydu. Aksi takdirde insan mukaddes hedef ve kutlu gayesinden sapacak ve bir fesadın yerini başka bir fesad alacaktır.
Üçüncü olarak: Ahlaki üslup diğer tüm üslublardan daha etkili ve eser açısından daha kalıcıdır. Düşman için de tüm silahlardan daha öldürücü ve helak edicidir. Bu gönüllere işleyen ve kalpleri değiştiren bir silahtır. Akıllar üzerinde olumlu etkileri vardır. İnsanı, cinayetkâr düşmanların üzerine galib kılan bir silahtır. Bu silah düşmanı bozmak, niyetini açığa çıkarmak ve halka gerçek yüzünü göstermek için en iyi bir silahtır.
Tüm salih inkılablar kendilerine layık olan, bu inkılaptan öğrenmişlerdir şüphesiz. Hüseyni kıyam, bütün bu inkılabların yol göstericisi konumundadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hasan palaz



Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 44
Kayıt tarihi : 10/03/08

MesajKonu: Geri: KERBELA BİR MEKTEPTİR   Perş. Mart 13, 2008 3:09 am

Kerbela Faciasından Önce Vuku Bulan Olaylar




İmam Hüseyin (a.s), 4. hicrî kamerî yılında, şaban ayının beşinci gününün akşamı veya üçüncü gününde dünyaya gelmiştir. Bazıları da İmam Hüseyin'in (a.s), hicrî üçüncü yılında ve rebiyülevvel ayının sonlarında dünyaya geldiğini söylemişlerdir. İmam'ın (a.s) doğumu hakkında daha farklı rivayetler de mevcuttur.
İmam (a.s) dünyaya geldiğinde Cebrail, bin melek ile birlikte Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna varmış ve bu kutlu doğumu tebrik etmiştir. Hz. Fatıma (a.s) çocuğunu alıp Allah Resulü'ne (s.a.a) götürmüş ve yüce Peygamberimiz (s.a.a) de onu görmekle mutlu olmuş ve ona "Hüseyin" adını vermiştir.
"Tabakat" kitabında İbn-i Abbas'ın Abdullah b. Bekir b. Habib-i Sahmî'den, onun da Hatem b. San'a'dan şöyle rivayet ettiği nakleder: Abbas b. Abdülmuttalib'in zevcesi Ümm'ül-Fazl şöyle demiştir:
Hüseyin (a.s) dünyaya gelmeden evvel, bir gece rüyamda, Peygamber'in bedeninden bir parçanın ayrıldığını ve benim kucağıma bırakıldığını gördüm. Rüyamı Resulullah'a (s.a.a) anlatıp tabir etmesini istedim. O da, "Eğer rüyan sadık rüyalardan ise, kızım çok yakında bir erkek çocuğuna sahip olacak ve ben de emzirmen için onu sana vereceğim." buyurdu.
Çok geçmemişti ki Hz. Fatıma (a.s), bir erkek çocuğu dünyaya getirdi ve emzirmem için onu bana verdiler. Bir gün onu Allah Resulü'ne (s.a.a) götürdüm. Hazretleri, Hüseyin'i (a.s) alıp dizi üzerine oturttu ve öptü durdu. Bu arada Hüseyin (a.s) altını ıslatınca Peygamber'in elbisesine de bulaştı. Hızla ve şiddetle onu, Peygamber'in kucağından öyle uzaklaştırdım ki ağlamaya başladı. Allah Resulü (s.a.a) öfkeli bir ses tonuyla: "Ağır ol Ümm'ül-Fazl! Benim elbisem yıkanır; ama sen çocuğuma eziyet ettin." buyurdu. Ben Hüseyin'i (a.s) kendi haline bırakıp su getirmek için odadan çıktım ve döndüğümde Resulullah'ın (s.a.a) ağladığını gördüm. "Ey Allah'ın Resulü (s.a.a), neden ağlıyorsunuz!" dedim. Hz. Peygamber: "Az önce Cebrail gelip ümmetimin bu çocuğu öldüreceği haberini verdi!" buyurdu.
Hadis ravileri şöyle rivayet etmişlerdir: Hüseyin (a.s) bir yaşını doldurduktan sonra muhtelif suretlerde ve yüzleri kırmızı renkli on iki melek Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna varıp kanatlarını açarak şöyle dediler:
Ya Muhammed, oğlun Hüseyin (a.s) de Kabil'in Habil'e yaptığı zulme uğrayacaktır. Habil'e verilen mükâfat ona da verilecek ve onu öldürenler ise Kabil'in düştüğü azaba düşeceklerdir.
Bu arada göklerdeki bütün mukarreb melekler, Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna müşerref olup Hüseyin'in (a.s) şehadeti hakkında tesliyette bulundular; Hüseyin'in (a.s) öldürülüşüne karşılık olarak Allah'ın belirlediği mükâfat hakkında bilgi verdiler ve Hüseyin'in (a.s) defnedileceği yeri Resulullah'a (s.a.a) gösterdiler.
Allah Resulü (s.a.a), bu durum karşısında şöyle beddua etti:
Allah'ım! Oğlum Hüseyin'i (a.s) aşağılayanı aşağıla; onu öldüreni öldür ve amacına ulaştırma!
Hüseyin (a.s) iki yaşındaydı ve Allah Resulü (s.a.a) bir yolculuğa çıkmıştı. Yüce Peygamberimiz (s.a.a), aniden yolda durup "İnna lillahi ve inna ileyhi raciun (Şüphesiz ki biz Allah'ınız ve şüphesiz ki O'nadır dönüşümüz)" dedi ve gözlerinden yaşlar süzüldü. Ağlamasının nedeni sorulunca şöyle buyurdu:
Şimdi Cebrail indi ve oğlum Hüseyin'in, Kerbela denilen yerde ve Fırat nehrinin yakınında öldürüleceğini bildirdi.
"Ey Allah Resulü (s.a.a), onun katili kimdir?" sorusunu şöyle yanıtladı:
Yezid adında biridir. Oğlum Hüseyin'in öldürülüşünü ve defnedildiği yeri gözlerimle görür gibiyim.
Allah Resulü (s.a.a), bu yolculuktan döndükten sonra camie geldi; minbere çıkıp bir konuşma yaptı ve insanları nasihat etti. Sonra sağ elini Hasan'ın (a.s) ve sol elini de Hüseyin'in (a.s) başına koyup yüzünü gökyüzüne çevirip şöyle yakardı:
Allah'ım! Muhammed senin kulun ve peygamberindir; bunlar da benim pak Ehlibeyt'imden ve seçkin soyumdandır. Ben, bunları ümmetimin arasında halife bırakıyorum. Cebrail, bu oğlumun aşağılanarak öldürüleceği haberini verdi bana. Allah'ım! Şahadeti ona mübarek kıl; onu şehitler efendisi kıl ve şehadetini de katilleri için kutlu kılma!


Allah Resulü (s.a.a) bunları söyleyince halkın ağlama sesi yükseldi. Yüce Peygamber, "Ona nasıl ağlar ve yardımına koşmazsınız?" buyurduktan sonra camiden ayrıldı. Çok geçmemişti ki yeniden camie döndü ve yüzünün rengi değişmişti. Yaşlı gözleriyle kısa bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu:
Ey insanlar! Sizin aranızda iki büyük emanet bırakıyorum; biri Kur'ân ve diğeri Ehlibeyt'imdir. Onlar benim sevgi beslediğim kişilerdir; kalbimin meyveleri ve benim canımdırlar. Onlar (Kur'ân ve Ehli-beyt'im) Kevser havuzunda bana gelinceye değin birbirlerinden ayrılmazlar. Bilin ki, ben kıyamet günü bu iki büyük emaneti bekleyeceğim. Yüce Allah'ın sizden istememi emrettiği Ehlibeyt'ime sevgi dışında size bir şey sormayacağım. Öyleyse iyi düşünün! Kıyamet günü, kalbinizde Ehlibeyt'imin düşmanlığını taşıyarak ve onlara zulmetmiş olarak bana gelmeyin! Bilmiş olun ki, kıyamet günü ümmetim üç bayrak altında bana gelecekler: Bazıları siyah bir bayrak altında bana varacaklar. Bu durum melekleri inletecektir. Bu bayrağın altındakiler benim karşımda duracaklar. "Siz kimsiniz?" diye soracağım onlara. Benim adımı unutarak diyecekler ki, "Biz tevhit ehliyiz ve Arabız." Onlara, "Ben Arap ve Acemin peygamberi Ahmed'im." diyeceğim. "Senin ümmetindeniz." diyecekler. "Benden sonra Kur'ân ve Ehlibeyt'im hakkında nasıl davrandınız?" diye soracağım. Diyecekler ki: "Kur'ân-ı zayi ettik ve emirlerine uymadık; senin Ehlibeyt'ini yok etmek ve yeryüzünden silmekti amacımız." Onlardan yüz çevireceğim ve onlar susuz bir hâlde ve siyah yüzleriyle benden uzaklaşacaklar.
Sonra simsiyah bir bayrak altında ikinci topluluk gelecektir. Bunlara, "Aranızda bıraktığım biri büyük ve diğeri küçük iki emanet; Kur'ân ve Ehlibeyt hakkında nasıl davrandınız?" diye soracağım. Diyecekler ki: "Kur'ân'a karşı muhalefet ettik ve Ehlibeyt'ini de aşağılayarak darmadağın ettik." Onlara, "Benden uzak durun!" diyeceğim. Onlar da yüzü kara ve susuz bir hâlde gidecekler.
Yüzlerinden nur yağan üçüncü bir topluluk da yanıma gelecektir ve ben onlara, "Siz kimsiniz?" diye soracağım. Onların cevabı şöyle olacaktır: "Tevhit sözünü yüceltenlerden, Allah'tan sakınmayı gaye edinenlerden ve Muhammed (s.a.a) ümmetindeniz. Biz, dini inançlarında sarsılma ve tereddüde yer vermeyen hak ehlinin mirasçılarıyız. Biz, aziz Allah'ımızın kitabı Kur'ân'a sarılarak helalını helal ve haramını da haram kabul edenlerdeniz. Peygamberimiz Muhammed'in (s.a.a) Ehlibeyt'ini sevdik, onları kendimiz gibi görüp yardım etmede ve düşmanlarıyla da savaşmada asla ihmal etmedik." Onlara, "Ne mutlu sizlere!" diyeceğim. "Ben sizin peygamberiniz Muhammed'im. Siz, dünya hayatında söylediğiniz gibi yaşadınız." Daha sonra Kevser havuzundan onlara su vereceğim. Güler yüzle ve mutlu bir hâlde cennete doğru gidecek ve ebediyen orada kalacaklardır.

[b] Muaviye'nin Ölümü ve Yezid'in Mektubu


[/b]
O gün de akşam olmuş ve mescitte bulunanlar dağılmışlardı. Ancak Allah Resulü'nün (s.a.a) sözleri olduğu gibi halkın kulaklarında çınlamadaydı. Bulundukları her mecliste ve gittikleri her yerde Hüseyin'in (a.s) öldürüleceğini anlattılar. Halk bu konu üzerinde titizlikle durdu ve bu hadiseyi gözleriyle görmeleri için beklemeye koyuldular sanki.
Hicrî 60 yılının receb ayında Muaviye öldü. Yezid, Medine valisi Velid b. Utbe'ye bir mektup yazarak bütün Medine halkından ve özellikle de Hüseyin'den (a.s) kendisi için biat almasını, biat etmediği taktirde başını vurup kendisine göndermesini emretti.
Velid, Mervan'ı çağırarak istişarede bulundu ve görüşünü sordu. Mervan, konu hakkındaki görüşünü şöyle açıkladı:
"Hüseyin (a.s), Yezid'e biat ederek alçalmaz. Senin yerinde ben olsaydım, senin gücün bende olsaydı şayet hiç gecikmeden Hüseyin'i (a.s) öldürürdüm."
Velid buna karşı şöyle dedi: "Böyle bir işe girişmektense dünyaya gelmez olaydım. Asla bu alçaklığın yükünü sırtlanmam!"
Velid daha sonra elçi göndererek Hüseyin'i (a.s) evine davet etti. Hüseyin (a.s) Ehlibeyt'inden ve dostlarından oluşan otuz kişilik bir grupla Velid'in evine geldi. Velid, önce Muaviye'nin ölüm haberini duyurdu ve Yezid için biat etmesini istedi. Hüseyin (a.s) biat meselesinin önemine değinerek, bunun gizlide yapılamayacağını dedi ve ekledi: "Halkı biat için davet edeceğin zaman bize de haber sal." Mervan dedi: "Hüseyin'in (a.s) sözüne kulak asma, mazeretini kabul etme ve eğer biat etmiyorsa onu sağ bırakma." Hüseyin (a.s) öfkelenerek şöyle buyurdu:
Vay olsun sana ey kötü kadının oğlu! Benim öldürülmem için ferman mı veriyorsun? Andolsun Allah'a, sen yalan söyledin ve bu sözü demekle de kendini aşağıladın.
Daha sonra Velid'e dönerek şöyle dedi:
Ey emir, biz Peygamber (s.a.a) Ehlibeyt'i ve risalet kaynağıyız; meleklerin inip kalktığı ev bizim evimizdir. Allah bizim hatırımıza rahmetini insanların yüzüne açtı ve sonu da bizim adımızla olacaktır. Yezid'e gelince; o alenen günah işlemekten kaçınmayan, içki içen ve kan döken biridir. Benim gibi biri, Yezid gibi birine biat etmez. Ancak siz de bu geceyi sabahlayın, biz de; siz de iyi düşünün, biz de. O zaman hangimizin hilafet makamına daha layık olduğunu anlarız.
Ardından Velid'in evinden çıktı.
Mervan, Velid'e dönerek dedi: "Benim nasihatime kulak asmadın ve söylediğimin aksine hareket ettin."
Velid dedi: "Vay hâline! Ne yani, dinimi ve dünyamı kaybetmemi mi öneriyorsun bana? Andolsun Allah'a, yeryüzünün saltanatını bana verseler bile Hüseyin'i (a.s) öldürmem. Andolsun Allah'a, her kim elini Hüseyin'in (a.s) kanına batırırsa, Allah'ın huzuruna çıktığında iyiliklerinin kefesi çok hafif olacak ve bağışlanması da imkansız. Allah, böyle birine rahmetle bakmaz, onu günahtan arındırmaz ve çok elim bir azapla onu cezalandırır."
O gece de sona erdi. Hüseyin (a.s), sabahın ilk saatlerinde yeni bilgiler edinmek için evinden çıktı ve yolda Mervan'la karşılaştı. Mervan İmam Hüseyin'e (a.s) şöyle dedi: "Ey Hüseyin (a.s), ben senin hayrını isterim. Benim nasihatimi dinle ki saadete kavuşasın." Hüseyin (a.s), "Nedir nasihatin, söyle de duyayım." buyurdu. Mervan dedi: "Ben Yezid b. Muaviye'ye biat etmeni emrediyorum. Çünkü bu, hem dünyan ve hem ahiretin için en iyi olanıdır."
Hüseyin (a.s) dedi ki:
Şüphesiz biz Allah'a aitiz ve dönüşümüz de O'nadır! Şimdi İslâm diniyle vedalaşmak gerekir. Çünkü Peygamber (s.a.a) ümmeti, Yezid gibi birinin egemenliğine duçar olmuştur. Ben ceddim Resulullah'ın (s.a.a), "Hilafet Ebu Sufyanoğulları'na haramdır." buyurduğunu duydum.


Bir süre konuştuktan sonra Mervan öfkeli bir şekilde ayrıldı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hasan palaz



Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 44
Kayıt tarihi : 10/03/08

MesajKonu: Geri: KERBELA BİR MEKTEPTİR   Perş. Mart 13, 2008 3:10 am

FARKLI YÖNLERİYLE HÜSEYNİ KIYAM



Hüseyni kıyamın, üzerinde durmaya ve hakkında düşünmeye değer çeşitli boyutları vardır. Biz bu boyutlardan bazılarına işaret edeceğiz:
Bu büyük kıyam, gerçekleşmesinde temel bir fonksiyona sahip olan ilahî boyutlara sahip olduğu gibi, İmam Hüseyin'in ashabının Emevi güçleri ile karşılaşmasını ifade eden askeri boyutları da vardır.
Hakeza bu kıyam, gerçekleşmesine sebep olan ve bu kıyamdan alınan sonuçlarla ilgili siyasi boyutlara sahiptir. Keza evrensel ve insani boyutları. Bu kıyamın insanların ruh ve düşüncesindeki etkileri.Müslüman veya müslüman olmayan şahsiyetlerin bu kıyam hakkında görüşleri ve bu kıyamdan aldıkları dersler. Bunlar bu kıyamın çeşitli boyutlarından bir kaçıdır.
Yine bu kıyamda incelenmeğe değer muhtelif yönler vardır.
Örneğin:
1- Genel ilahi hareket silsilesinde Hüseynî kıyamın yeri.
2- Kufe halkının İmam Hüseyin'i (a.s) davet etmesinin ardından onu yardımsız ve yalnız bırakması.
3- Hz. Hüseyin'in (a.s) ashabının tutum ve sözlerinin tahlili ve bunların dini, insani, sosyal ve siyasi anlamlarının beyanı.
4- Hüseyin'in (a.s) ordusunun oluşumu.
5- Hüseynî kıyam hakkında günümüze kadar sözkonusu edilmiş soruların cevabı.
Örneğin: Acaba Hüseyin (a.s) muzaffer oldu mu? O'nun yüce hedefleri gerçekleşti mi? Niçin Hüseyin (a.s), ailesi ve hanımları da beraberinde götürdü? Acaba Hüseyin'in (a.s) bu hareketi insanın nefsini tehlikeye atması değil midir? Hz. Hüseyin (a.s) niçin kardeşi Hasan (a.s) gibi barışçı bir yolu seçmedi? Niçin Hüseyin (a.s) düşmanla karşılaştığında harikulade (keramete) şeylere başvurmadı?
6- Hz. Hüseyin'in ölüm, hayat, şehadet, hakimiyet ve feth hakkındaki görüşü.
7- Bu mukaddes kıyam karşısında gelecek nesillerin sorumluluğu. Başka bir tabirle bu kıyamın gelecek nesillere özellikle de müslümanlara verdiği mesaj.
Saydığımız bu boyut ve yönlerin hepsi veya çoğu alim, mütefekkir ve araştırmacıların ilgisini çekmiş ve bu hususlarda bir çok kitaplar yazılmış ve hutbeler irad edilmiştir.
Ama burada gaflet edilen, hakkıyla inayet gösterilmeyen, bir boyut daha vardır. Halbuki bu boyutun Hüseyni kıyamda önemli bir yeri insanlara verdiği dersler bağlamında da yüce bir makamı vardır.
Bu boyut, kıyamın ahlakî boyutudur. Bu kıyamın sahibi, yardımcıları ve tüm tabileri de tarih boyunca bununla tanınmış olmaları da netice olarak büyük bir olaydır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hasan palaz



Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 44
Kayıt tarihi : 10/03/08

MesajKonu: Geri: KERBELA BİR MEKTEPTİR   Perş. Mart 13, 2008 3:11 am

Muharrem, Matem ve Mühasebe Ayı




Muharrem ayı, Allah, Rasulü ve müminler nezdinde gam ve musibet ayıdır. Bu ay, insanlar arasında hakikatin ve aydınlığın, batıl ve karanlık karşısında garip kaldığı aydır.
Bu ay fert fert bütün insanların kendilerini yargılayıp hak batıl çekişmesinde kendi rolleri üzerinde düşünmeleri için uygun bir münasebettir.
Hüseyin (a) şehit edildi. Ardından sevinenler ve ağlayanlar oldu. Sevinmek zulme alkış tutmak anlamınaydı ama, ağlamak hak taraftarı olmak demek değildi. Çünkü hakkın, ağlayanlara değil, kılıç sallayıp kendisini savunanlara ihtiyacı vardı. Hak ve batıl savaşını dışarıdan seyredenler esasen sahnenin dışındadırlar, seyircidirler.
Ve hakkın ezilmesine seyirci kalmak da mükellef bir insan için zulmün ta kendisidir. Ortada iki saf var sadece; hak ve batıl.
Hakkın ezilişini seyredenler zalim ve dilsiz şeytanlar olmaları yanında zulmün asıl serçeşmeleri ve müsebbipleridirler de.
Elbette, hakkın mazlumluğuna ağlamak, onu savunmaya kalkmak için iyi bir başlangıç olabilir. Hakka gönül vermişliğin, zulme nefretin ve Allah'ın sevdiklerini sevmenin temsili olan bir ağlamak şüphesiz kutsaldır, değerlidir ve ibadettir.
Muharrem ayı, Hüseyin'e (a) ağlamak ve bu vesileyle hakka tabi olup batıla karşı durmak üzere yeniden ahitleşmek ayıdır.
Her Gün Aşura Her Yer Kerbela


O gün, batıl bütün şaşaası, cahilleri hayrete düşüren bolluğu, zayıf imanlıları korkutan kudreti ve nihayet, hakkı hor gören gururuyla, hakkın karşısına dikildi. Batıl taraftarları, hakka galip gelebilme ümidiyle sevinç sarhoşluğunun doruğunda ve bütün hakikatlere kör kesilmiş vaziyette, şer naralarıyla coşmuşlardı. Hakkı yıkabilme ümidi batıl cephede bir kez daha güç kazanmıştı. Her şey görünüşte hakkın aleyhineydi. Hak olabildiğince mazlumdu ve hak taraftarları olabildiğince garip ve yalnızdılar. Karanlık, güneşi dört bir yandan çepeçevre kuşatmıştı. Güneşin kanı akıtılacaktı.
Ne oldu? Hak mağlup düştü mü? Güneşin kanı akıtıldı mı?
Evet, güneşin kanı akıtıldı, ama hak mağlup düşmedi! Çünkü hak, kanla ayakta kalır. Hak, kanı aktıkça dirilir. Güneşin kanı aktı ama batmadı; daha da parladı, bütün karanlıklara ulaşabilir oldu.
Kılıç keskindi, güçlüydü, gururlu ve kendinden emindi. Bol bol kan akıttı, nice yaralar açtı; hem tenlerde, hem yüreklerde, hem bedenlerde hem gönüllerde. Kollar kesti, başlar ayırdı, analar ağlattı, yetimler inletti.
Ama akıbet ancak hakkın ve hak taraftarlarının olabilirdi. Sonuçta yükselen hak oldu, batan da batıl. Kan coştu ve nice durgun denizleri coşturdu. Kan kılıca galip geldi; kılıç kırıldı, kan ise ebedîleşti, dillere düştü gönüllere yerleşti. Hak, batılın bir defa daha hiç olduğunu ispatladı.
Batıl elbet yine dönecek, yine hakkın karşısına dikilecekti, yine hakla batıl karşı karşıya gelecekti. Yine Aşuralar Kerbelalar sürüp gidecekti .
kerbela.net
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hasan palaz



Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 44
Kayıt tarihi : 10/03/08

MesajKonu: Geri: KERBELA BİR MEKTEPTİR   Perş. Mart 13, 2008 3:12 am

Peygamberimizin (s.a.a) Ailesine Ne oldu?




Eserin Adı:Peygamberimizin (s.a.a) Ailesine Ne oldu?
Yazar:Zeynep Işık
Yayınevi: Kevser Yayınları
NEDEN KERBELA?


Kerbela olayının üzerinden 13 asır geçmesine rağmen bu kıyam, hâlâ gündemini korumaktadır. Toplumumuzun her zaman ne kadar hassasiyeti azalmış olsa bile Kerbela olayını gündeme getirmektedir. Mesela bu olayın hedef ve sebeplerini anlamaktan ziyade bir yas günü, bir adet durumuna sokulmasıdır. Hâlbuki Kerbela olayı bugün Müslümanların bulundukları duruma çok önemli açıklamalar sunmaktadır. Bu nedenle inananlar Kerbela kıyamını, sebeplerini, hedeflerini, yöntemlerini ve tarihini iyi bilmek zorundadırlar. Bu olay şu açılardan incelenmelidir.
1- Peygamber ve ailesini olan sadakat ve ihanet
2- Gerçek müminler ile sözde müminlerin birbirinden ayrılması
3- Nebevî metodun takip edilmesi
4- Ümmet olabilmek
Özlediğimiz, hasretiyle yandığımız İslâm toplumunun oluşmasında Kerbela olayını anlamamız çok önemlidir. Çünkü kurt insanın içinde olursa onun ayıklanması da ayrı bir tedavi gerektirir. Toplumun içinde Müslüman görünüp fakat İslâmî hedef ve ilkelerini istemeyenler de olur. Bunlara karşı izlenilmesi gereken iki yol vardır. Ya Hasan olacaksın, ya da Hüseyin.
Ayrıca bugün coğrafyamızın her yerinde kıyamlar oluyor. Acaba bu kıyamların hedef, yöntem, sebep ve ahlakı ne kadar doğru? Önemli olan kıyam değil. Önemli olan doğru kıyamı yapmaktır. İşte bu nedenle Kerbela kıyamı tüm kıyamlara örnek bir kıyamdır. Eğer bugün bu kıyamlardan bir sonuç elde edilemiyorsa bunun nedenlerini sorgulamamız gerekir. Ya kıyam yanlış, ya da siz Hüseyin değilsiniz?
Kerbela kıyamı ve Hüseyin, gökyüzü ve güneş gibidir. Birbiriyle özdeşleşmiştir. Bugün kıyamlar ile Müslümanlar ne kadar özdeşleşmiştir. Yaptıkları kıyamın hedefleri, çıkış noktaları, izlenilen yolu, ilkeleri, ahlakı ne kadar nebevî?
Bu yüzden her yer Kerbela; ama herkes Hz. Hüseyin (a.s) gibi başarı ve güzel sonuçlar elde edememiştir. Yapılan tüm kıyamlar, Hüseyin'in kıyamı kadar etrafındaki uyuyanları uyandıramamıştır.
Hz. Hüseyin'in (a.s) kıyamı, Allah'a olan sorumluluğun (iman), dünya hırsına tercihinin sembolüdür. Sözde Müslümanların maskelerinin indiği gündür. Bizler bu kadar maskeleri düşürebildik mi, yoksa onlara mı inandık?
Bu olay, inancın sadece laf ile geminin yürütülmeyeceğinin ispatıdır. Allah'a olan teslimiyetin hayat ile ispatlanması gerektiğini gösterir. Allah'a olan teslimiyette izzet vardır. İzzetin olmadığı yerde ise zillet dolaşır. İzzet, hayat ile ispatlanmadan sadece dil ile "Ben Müslümanım" demekle olmaz. İzzet ancak yaşanarak olur.
İşte bu olay, bir izzet mücadelesidir. İzzetlilerin zilletlilere üstün gelmesinin mücadelesi.
Hz. Hüseyin'in (a.s), 72 yarenlerinin ve ailesinin başına gelenler, tarihte yaşanan bir hikaye değildir. Bu, Rabbimize karşı Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (s.a.a) karşı ve tüm hakikate karşı yapılan bir ihanettir, bir saygısızlıktır, bir vefasızlıktır, bir nankörlüktür…
Bugün bu olayı anlamamız, ihanette olup olmadığımızı anlamamız açısından önemlidir. Arkasından gittiğimiz örnekler açısından önemlidir. Gerçek inananları ve sözde inananları, İslâm inancını çıkarlarını korumak için kullananları ayırmamız açısından önemlidir. Tarih içerisinde şeytanın her elbiseyi giyerek (buna İslâm elbisesi de dahil) karşımıza çıkabileceği açısından önemlidir.
Resul'ü sevdiğini söyleyenler, Resul'ün ailesinin başına gelenleri lütfen öğrenin. Çünkü Resul'ün arkasından gidenlerin ne kadar büyük bedeller ödediklerini görün, görün ki sevginizi siz de ölçün.
Resul'ü sevenler, onun arkasından gidenleri de severler. O hâlde bu yolun yolcuları, sevenlerin başına gelenleri bilmeliler. Kendilerinin başına örülebilecek tuzakları görmeleri açısından da sevenlerin çizgilerini bilmeliler...
Kerbela! Nedir Kerbela? Bugün her yer Kerbela! Irak, Afganistan, Çeçenistan, Filistin…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hasan palaz



Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 44
Kayıt tarihi : 10/03/08

MesajKonu: Geri: KERBELA BİR MEKTEPTİR   Perş. Mart 13, 2008 3:12 am

KERBELA SEHİTLERİNİN ARDINDAN




Bismillahirrahmanirrahim


Şüphesiz yeryüzü tarih boyunca birçok olaylara sahne olmuş ve bu olaylara tesir eden nice eşsiz şahsiyetlere… Bu yüce şahsiyetler kendi kişisel yaşamlarını, hedef ve a-maçlarına feda ederek çaba göstermişler ve sonuçta insanlık tarihi de onları ödüllendirmiş, insanlığa birer öğ-retmen olarak sunmuştur. Yine kuşkusuz insanlık tarihine adını ve hedefini altın harflerle yazanlar içinde Kerbela kahramanı, özgürlük sembolü ve abidesi olan Hz. Hüseyin'in (a.s) yeri bir başkadır.
Öyle ki, bu fedakârlık karşısında saygıyla eğilmeyen hiçbir insan bulunamaz. Günümüze kadar farklı din ve mezheplerden olan yazarların telif ettikleri kitaplar bunun küçük bir belgesidir.
Nice savaşlar binlerce insanın ölümüyle sonuçlanmış ve kısa bir zaman sonra zihinlerden silinip unutulmuştur. Ancak kurak bir çölde, Fırat nehrinin kenarında, susuz ve mazlum katledilen yetmiş iki insanın kahramanlıkları ve fedakârlıkları unutulmadığı gibi, gün geçtikçe daha bir anlam kazanarak insanlığın zulümle savaşında onların karanlık hücrelerine meşale olmuş zulme karşı direniş ve savaşın metodu ve sembolü olmuştur. İslâm toplumunda dinin yozlaşmaya yüz tutup saptırılmak istendiği ve dinî eğitimlerin arka plana atıldığı, kişilerin ilâhlaştırılıp saltanatın din diye yutturulmak istendiği karanlık bir devrin karanlığına kızıl kan meşalesi ile aydınlık saçıp aydın sayfaların nasıl oluşturulabileceğini gösteren bir hidayet meşalesi ve fitne ve bela tufanından Nuh'un kurtuluş gemisi gibi insanlığı kurtuluş sahiline taşıyan gemi olmuştur. Hüseyin ve yetmiş iki yareni insanlığa özgürlük, fedakârlık, şahadet ve mazlumiyet fazileti, Hüseyin'e ve yoluna nasip olmuş, cinayet, tutsaklık, acımasızlık, zalimlik çirkefine de katilleri ve katillerinin hamileri düşmüştür.
İnsanlık âlemi Hüseyin ve yareni gibilere özlem içinde bakmakta ve kurtuluş yolu ararken Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ciğerparesi Hüseyin (a.s) hakkında buyurmuş olduğu: "Hüseyin hidayet meşalesi ve kurtuluş gemisidir." sözünü hatırlayarak bu özgürlük öğretmenini, Kerbela okulunu ve şahadet dersini daha iyi idrak edebilmek için Şia ulemasının itibar ettiği Seyyid İbn-i Tâvûs'un (589-664 h.) akıcı bir üslup ve eğitici bir metotla kaleme aldığı "el-Luhuf" adlı eserini (ki kendi konusunda kaynak eserlerden sayılmaktadır) sunarak minnet borçlu olduğumuz Hüseynî şehitlerin ve Zeynebî şahsiyetlerin ruhuna ithaf ediyoruz.
Birinci basımı 1997 yılında yapılan bu eser, mütercim tarafından tekrar gözden geçirilerek ve önceki basımda olmayan müellifin mukaddimesi eklenerek, ikinci basım yeni mizanpaj ve bazı tashih ve değişikliklerle siz değerli okurlarımızın istifadesine sunulmuştur.
Ya Rabbi! Karanlık dünyamızı aydınlatmak için Hz. Resulullah'ın (s.a.a) emaneti olan Kur'ân ve Ehlibeyt'i anlamayı, yaşamayı ve yaşatmayı tüm insanlara ihsan eyle. (Âmin!)
Tevfik Allah'tandır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: KERBELA BİR MEKTEPTİR   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
KERBELA BİR MEKTEPTİR
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» KERBELA

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KORKULERLILERIN YERI :: İslam :: Ahlaki Değerler-
Buraya geçin: